Haftayı güzel haberlerle bitirmek isterdim ki… Ne yazık ki gelen bir haberle yıkıldım. Bir Cumhuriyet Bayramı’nda, Cumhuriyet değerlerine bağlı bir kadını kaybettik. Ardından Kapadokya’dan gelen acı haber, bir babanın evlat acısı ve Kemer’de yağmura rağmen dinmeyen Cumhuriyet coşkusu… Hayat bazen bütün duyguları aynı haftaya sığdırıyor.

BİR CUMHURİYET KADININA VEDA…

Kemer’de yaşadığım yıllar boyunca farklı eğitim seviyelerinden, farklı hayat görüşlerinden ve siyasi düşüncelerden pek çok insan tanıdım. Kimileriyle yollarımız kesişti, kimileriyle dostluk kurduk. Bazı insanlar vardır ki aradan yıllar geçse de bıraktıkları iz silinmez. Belma Mürtezaoğlu benim için böyle insanlardan biriydi.

CHP Kemer İlçe Başkanlığı görevinde de bulunmuş olan Belma Hanım’ı yakından tanıma fırsatım olmuştu. Kemer Aktüel dergisi için özel bir röportaj yapmak üzere evine gitmiştim. Kapıdan içeri girdiğimde duvarlardaki tablolar dikkatimi çekmişti. Sohbet sırasında bu tabloları kendisinin yaptığını öğrendiğimde hiç şaşırmadım. Çünkü karşımdaki o naif, zarif ve ince ruhlu hanımefendinin sanatla iç içe bir dünyası olduğunu hissetmiştim.

Kendisine siyasete nasıl girdiğini sorduğumda, Bülent Ecevit’in hafızalara kazınan şu sözünü hatırlatmıştı:

“Ne ezen ne ezilen, insanca, hakça bir düzen…”

O dönem bu sloganın etrafında bir araya geldiklerini, üniversiteden 1973 yılında mezun olduğunu ve sonrasında siyasi çizgisini nasıl şekillendirdiğini anlatmıştı.

Atatürk’ün bizlere emanet ettiği laik Cumhuriyet’i korumaktan, eğitimli ve çağdaş bir toplum olmanın öneminden söz etmişti. Benim hafızamda kalan en anlamlı ifadelerinden biri de şuydu:

“Atatürk’ün ve kurduğu laik Cumhuriyet’in neferleriyiz.”

Cumhuriyet’in kendilerine sunduğu olanaklarla çağdaş bireyler olarak yetiştiklerini, çocuklarını da aynı anlayışla yetiştirdiklerini anlatmıştı. Gelecek nesillerin güzel günlerde, kardeşçe, bu topraklarda bölünmeden yaşamasının en büyük dileği olduğunu söylemişti.

Bir de Türkiye’nin üretim ve gelişmişlik anlayışına ilişkin eleştirel bir ifadesi vardı. Malezya’dan ihracat yapan bir ülke olmamak gerektiğini söylemişti. Bu sözleriyle ülkemizin yalnızca tüketen değil, üreten ve gelişen bir ülke olması gerektiğine ilişkin düşüncesini ortaya koymuştu.

Bütün bu sözler, onun yalnızca siyasetle ilgilenen biri olmadığını; ülkesinin geleceğini, Cumhuriyet’in değerlerini, çocuklarımızın yarınlarını düşünen bir insan olduğunu gösteriyordu.

Belma Hanım’la yaptığım o röportaj bugün benim için çok daha kıymetli bir anıya dönüştü. Onu yalnızca bir siyasi kimlikle değil; sanatçı ruhuyla, zarafetiyle, düşünceleriyle ve hayata bakışıyla hatırlayacağım.

Kemer’de tanıdığım, hayatıma dokunan insanlardan biriydi. İyi ki tanımışım, iyi ki yollarımız kesişmiş.

Ne acı bir tesadüf ki bu Cumhuriyet kadınını bir Cumhuriyet Bayramı’nda kaybettik.

Bazı insanlar siyasi görevleriyle değil,tanıyanların yüreğinde bıraktıkları izlerle hatırlanır…

Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve tüm yakınlarına sabır diliyorum. Anısı ve Cumhuriyet’e bağlılığı daima saygıyla hatırlanacak.

KAPADOKYA’DA DOĞA FELAKETİ: KORUMAK İÇİN DAHA NE BEKLİYORUZ?

Ülkemizin en değerli doğal ve kültürel miraslarından biri olan Kapadokya’dan gelen haber hepimizi derinden üzdü.

Milyonlarca yıllık jeolojik süreçlerin, volkanik tüflerin rüzgâr ve suyla şekillenmesinin eseri olan peribacaları yalnızca bir turizm güzergâhı değil, insanlığın ortak mirasıdır.

Aşırı yağışın ardından yaşanan kaya ve toprak kaymasında üç kişinin hayatını kaybettiği, beş kişinin yaralandığı haberini aldık. Birkaç saniyede yaşanan felaket, geride tarifsiz acılar bıraktı.

Gördüğüm bir fotoğraf ise aklımdan çıkmıyor. Büyük bir çatlağın önünde çocuklarıyla fotoğraf çektiren bir aile… O görüntü insanın içini ürpertiyor. Elbette fotoğrafın çekildiği an ile yaşanan olay arasındaki ilişkiyi kesin olarak bilemeyiz. Ancak şu soruyu sormadan da geçemeyiz:

Bu tür alanlarda riskler yeterince denetleniyor mu? Aşırı yağışlarda ziyaretçi güvenliği için gerekli önlemler alınıyor mu? Tehlike oluşturabilecek bölgeler zamanında tespit edilip kapatılıyor mu?

Doğal mirası korumak yalnızca taşları, kayaları ve tarihi yapıları korumak değildir. Oraya gelen insanların can güvenliğini de korumaktır.

Üç canımızı kaybettik. Acımız büyük. Umarım bu felaket, gerekli incelemelerin yapılmasına ve benzer acıların yaşanmaması için kalıcı önlemler alınmasına vesile olur.

BİR BABANIN EVLAT ACISI…

Bir başka acı haber de Cem Akaş’ tan geldi.

19 yaşındaki Can Akaş’ın ölümünün ardından henüz dokuz gün geçmişken babası Cem Akaş’ın da hayatını kaybetmesi, insanın kelimelerle anlatmakta zorlandığı bir acı.

Bir babanın evlat acısı zaten tarifsizdir. Böyle bir kaybın ardından gelen ölüm haberi ise hepimizi derinden sarstı.

Ailenin elektronik sigara kullanımına ilişkin yaptığı uyarılar da üzerinde düşünmemiz gereken bir konu. Elbette bir ölümün nedenini kesinleştirmek tıbbi incelemelerin işidir. Ancak gençlerimizin sağlığını tehdit edebilecek alışkanlıklar konusunda ailelerin ve toplumun daha duyarlı olması gerektiği açık.

Gençlerimizi korumak için geç kalmadan konuşmalı, bilinçlendirmeli ve önlem almalıyız.

Bir evladın ardından bir babayı da kaybetmek… Geride kalanlara sabır dilemekten başka ne söyleyebiliriz?

YAĞMUR ERTELER, CUMHURİYET COŞKUSUNU ASLA!

Gelelim Kemer’deki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına…

Kemer Belediyesi tarafından 29 Ekim için planlanan fener alayı ve Koray Avcı konseri, yoğun yağış nedeniyle 30 Ekim’e ertelendi. Hava koşulları kutlamaların tarihini değiştirdi ama Cumhuriyet coşkusunu değiştiremedi.

Saat 19.00’da başlayan fener alayında ellerde Türk bayrakları, dillerde marşlar vardı. Çınarlı Kavşağı’nda verilen mola ise benim için gecenin en anlamlı anlarından biriydi.

Atatürk’ün güzel bir tasviri hazırlanmıştı. İki küçük çocuğumuz, bir kız bir erkek, Atatürk’ün önünde zeybek oynadı. O küçücük bedenlerin taşıdığı büyük anlamı anlatmaya kelimeler yetmezdi. İzlerken duygulandım. Cumhuriyet’in emanet edildiği çocuklarımızın Atatürk’ün huzurunda zeybek oynaması, gecenin hafızamda kalacak görüntülerinden biri oldu.

Ardından Furkan Üstündağ Hoca’nın yetiştirdiği Kemer Gençlik Orkestrası eşliğinde yürüyüş Saat Kulesi’ne doğru devam etti. Gençlerin yürürken bir yandan da flüt ve diğer nefesli çalgılarla marşlarımızı çalması gerçekten gurur vericiydi.

Bu çocukları yetiştiren, onlara müziği, disiplini ve birlikte üretmeyi öğreten Furkan Üstündağ Hoca’yı ayrıca kutlamak gerekiyor. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Kutlamalar, konser alanında Koray Avcı’nın sahne almasıyla devam etti. Büyük bir coşkuyla dinledik, bayramımızı kutladık.

Bir yanda Belma Hanım’ın vedası, Kapadokya’da yitirdiğimiz canlar, bir babanın evlat acısı… Diğer yanda ellerinde bayraklarla yürüyen çocuklarımız, marşlarımız ve Cumhuriyet sevinci…

Ne tuhaf değil mi? Hayat bazen acıyla sevinci yan yana getiriyor. Ama o gece çocuklarımızın gözlerinde gördüğüm umut bana bir kez daha şunu düşündürdü: Cumhuriyet, yalnızca geçmişimiz değil, geleceğimizdir.

SEVGİLİ ATAM…

Sevgili Atam, bu millet sana çok şey borçlu.

Bize yalnızca bir ülke değil; bağımsızlığı, çağdaşlığı, eşitliği, bilimi ve aydınlık yarınlara inanmayı emanet ettin.

Senin şu sözlerin bugün de yolumuzu aydınlatıyor:

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Bu sözlerin anlamını, ellerinde bayraklarla yürüyen çocuklarımızda, marşlarımızı çalan gençlerimizde, Cumhuriyet’e sahip çıkan insanlarımızda bir kez daha gördük.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarını, Cumhuriyetimizin kuruluşunda emeği geçen herkesi sevgi, özlem, saygı ve minnetle anıyorum.

İyi ki Cumhuriyetimiz var. İyi ki bu ülkenin aydınlık yarınlarına inanan çocukları var. Ve eminim ki Cumhuriyet, bu coşku ve bu inançla ilelebet yaşayacak.

“Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir.”

— Mustafa Kemal Atatürk