Gelecek Partisi'ne kaydını yaptıran ve rozetini Davutoğlu’nun taktığı Ural, aynı zamanda Genel Merkez Yerel Yönetimlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı koltuğuna da oturdu.
Ural’ın Davutoğlu aşkı, 2010’lu, yani CHP’li olduğu yıllara dayanıyor. Eşref Ural, 2015 yılında Antalya’da bir yerel gazetede köşe yazarlığı yaparken, Ahmet Davutoğlu’na hayranlığını açık açık yazmış.

İşte, CHP’den Ak Parti’ye, şimdi de Gelecek Partisi’ne savrulan Eşref Ural’ın o yazısı:
“Ömrünün kahir ekseriyatı “sol’da” geçmiş bir yazarın Ahmet Davutoğlu için bir kaside havalandırması, ilk bakışta “pek tuhaf” görünüyor, kabul ediyorum. Ama söz konusu tuhaflık Ahmet Davutoğlu’nda yahut bendenizde değil, bizatihi “sol’un” ve/veya “sol bakışın” şaşı olmasındadır. Şayet Türk Solu, bilhassa son elli yıllık serüvenini, “Türkçe konuşan turist” edasıyla tüketmiş olmasaydı, bu toprakların diline, kültürüne, inancına bu denli yabancı ve hatta “hasmane” bir tutum içine girmeseydi, kuşkusuz Davutoğlu’na yazdığım bu kaside hiç de “tuhaf” kaçmayacaktı. Amma ve lâkin, şu halde, bu yazının muhteviyatını ve esbabını, bu topraklarda “turist gibi” gezip dolaşmış bir solcunun anlamasına ihtimal vermiyorum.
Fuller’den Hoca’yı duymak!
Adını ilk kez nerede, ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum, muhtemelen 2000’li yılların başındadır ve Ak Parti Hükümeti’ne danışmanlık yaptığı süreçtedir. Ama beni Ahmet Davutoğlu ismini “özel takibe” almaya iten husus, kendi eserlerinden evvel, G. Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” isimli kitabıdır. Kitapta A. Davutoğlu ismine o denli çok referans yapılıyordu ki, şaşırmamak elde değil. Elbette bir istihbaratçının referansına kulak verecek değildim, hatta daha temkinli olmak durumundaydım ve öyle yaptım. O halde yapmam gereken tek şey vardı, Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu nam bu ademoğlunun kim olduğunu birinci elden öğrenmek!
Torosların tepesinden devletin tepesine
Ve birkaç yıl boyunca, yazdığı her yazıyı, her kitabı, söyleşiyi, röportajı, hakkında yazılan olumlu-olumsuz her satırı okumaya ve yorumlamaya çalıştım. Kuşkusuz fikrî dünyası “radikaldi”, Türkiye’nin Anadolu kırsalına hapsedilemeyecek kadar güçlü bir tarihi potansiyeli olduğunu düşünüyordu ve ülkemizin Türkiye’nin bu boğucu maphushaneden çıkması gerektiğini savunuyordu. Kuşkusuz bu radikal ve özgüveni yüksek stratejik duruşu beni etkiliyordu. Ama benim asıl ilgimi çeken Davutoğlu’nun hayat hikayesidir. Biz Yörük çocukları için devletin her hangi bir kurumunda memur olmak; örneğin bir kasaba karakolunda komutan, maliyede şef, hastanede müdür vs. olağanüstü büyük bir olaydır. Oysa Torosların tepesinde küçük kasabada dünyaya gelmiş yoksul bir Yörük çocuğu, değil hastaneye müdür, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ne hariciye nazırı olmuştu. Şaşkınlığımı ve sevincimi tahmin edemezsiniz. Ve işte, “bir gün Davutoğlu başvekil olursa, onunla siyaset yapmak boynumun borcudur” diye yemin ettiğim sürecin kısa hikayesi budur ve evveliyatı beş-altı yıl önceye gider.
Yeni Enver Paşa mı?
Sakin, vakur ve kararlı duruşu, zeka fışkıran gözleri, samimi tavırları, azmi, çalışkanlığı, mutevazılığı, milli duruşu ve dava adamı edası, bende hep Enver Paşa’nın 21. yüzyılda tezahur etmiş hali duygusu uyandırıyor. Bu sözlerimle bazı “İttihatçı” arkadaşlarımı öfkelendirdiğimi biliyorum. Yazıyı okur okumaz telefona sarılacaklarından ve “Enver kiiiiim, Davutoğlu kim, nasıl olur da ikisini kıyaslamaya cüret edersin ey gafil” diye tepki göstereceklerinden eminim. Ama bu hissiyatım yeni değil, gerçekten de Ahmet Davutoğlu’nu hem fiziken, hem de ruhen, Enver Paşa’ya benzetiyorum. Hislerimizi ve düşüncelerimizi özgürce dile getirmeyecek isek, niçin yazı yazıyoruz ki.
Hulâsa, Davutoğlu Ahmet Hoca bu memleketin kırılmış duygularını onarmak ve Anadolu’ya yeniden özgüven kazandırmak için yollara revan olmuş bir zamane dervişidir, dünya malına tamah etmediği ve milli bir dava şuuruyla hareket ettiği aşikardır ve sırf bu nedenlerle, duamız daim, güvenimiz tamdır. Vesselam."


Enver paşa ile hiç bir ilgisi olmayan bir kişidir. Enver paşa ülkesinin geleceği için çok şeyler yapmıştır. Bahsi geçen kişi halkın seçtiği bir kişidir ve parti liderinin söylemsi ile istifa etmiştir, hiç bir şekilde direnmemiştir. Yani emir kuludur. Enver paşa kimsenin emrinde olmayan birkişidir sadece vatanının emrinde olan bir kişidir. Bu kişinin bu yanlışlığı düzelteceğini umuyorum.
Kayıtlara bir fırıldak daha geçiniz..
Ortada solcuyum diye gezen ne kadar Nato'cu, dolaysıyla ABD'ci olan her meslekten yorumcuları, son Rusya,Ukrayna savaşındaki yorumcuları, veya gazetelerde yazan eski tüfekleri okudukça bunlar nasıl solcu diye düşünmemek elde değil.Her insan istediği gibi düşünebilir,bu düşüncelerini ifade edebilir,ancak en azından hem solcu görünüp hem de ABD yalakalığı yapmamalı,yoksa zaten 1950 yıllardan beri ABD kıç yalayıcılığı oldukça yüksek.Yukarıdaki haberi okuyunca nedense aklıma bunlar geldi,yoksa şahsı tanımam,ama sanki biraz fazla savrulmuş gibi.
Eskiden bir Fırıldak vardı bence bu eleman onun tahtına aday