Bir yanda Kemer’de uluslararası yarış heyecanı, diğer yanda enkazlar, evlat acıları ve sanat dünyasından gelen hüzünlü haberler… Gündem değişiyor ama insanın insana, doğaya ve hayata karşı sorumluluğu değişmiyor.
Kemer bizim, deniz bizim…
Kemer’de bu yıl 17’ncisi düzenlenen Sea to Sky Enduro Motosiklet Yarışları, 38 ülkeden 350 sporcuyu ilçemizde buluşturdu. Uluslararası bir organizasyonun turizme katkısını elbette önemsiyoruz.
Ancak organizasyonun başarısı yalnızca sporcuların sayısıyla ölçülmez. Kemerlinin huzuru, çevrenin korunması ve denizimizin temizliği de önemlidir.
Ayışığı Koyu’nda bir motosikletin kayalıkların arasından denize sokulduğu görüntüler insanı düşündürüyor. Yakıt ve yağ kalıntılarının denize karışma ihtimali bile üzerinde durulması
gereken bir konu. Daha da düşündürücü olan, çevredeki insanların bu görüntüyü alkışlaması. Mahalle aralarında gece gürültüsü ve hızlı motosiklet geçişleriyle ilgili şikâyetler de cabası.
Biz yarışa değil, kuralsızlığa ve duyarsızlığa karşıyız. Turizm adına güzelliklerimizi
tüketmeyelim. Kemer’in doğası, denizi, insanı ve sokak hayvanları korunmak zorunda.
Çünkü burası KEMER! KEMER BİZİM!
Bir bina çöktü, sorular enkaz altında kaldı…
İstanbul Maltepe’de çöken apartman, can kayıpları ve yaralılarla hepimizi derinden sarstı.
1987’de inşa edilen binaya 1990’da dört kaçak kat çıkıldığı bilgisi gündeme geldi. Bu iddialar ve binanın geçmişine ilişkin resmi incelemeler, sorumluluğun kimlerde olduğunu ortaya koymalı.
Kaçak katlar nasıl yapıldı? Denetimler neden yeterli olmadı? Yıkım kararları alındıysa bunlar uygulandı mı?
Maddi imkânsızlıklar nedeniyle kentsel dönüşüme giremeyen insanlar da var. Ancak güvenli konutlarda yaşamak bir lüks değil, temel bir ihtiyaçtır.
Bir gün önce ailelerin oturduğu koltuklar, kullandığı eşyalar ertesi gün enkazın altında kalıyor. Bir evin bir anda yok olması, geride kalanların hayatının nasıl değiştiğini anlatmaya yeter.
Sorumluluğu tespit edilen herkes hukuk önünde hesabını vermeli.
Bir binanın çökmesi saniyeler sürer; kaybedilen hayatların acısı ise yıllarca dinmez.
Bir babanın evlat acısı…
Atilla Taş’ın kızı Sezen Taş’ın hayatını kaybetmesi hepimizi üzdü. Olayın ayrıntıları aydınlatılmadan söylentilerle hüküm vermek doğru değil.
Babasının yıllar önce söylediği şu söz ise insanın yüreğine dokunuyor: “Ben çok iyi bir baba olamadım ama o çok iyi bir kız oldu.”Bir evlat yetiştirmek; emek, fedakârlık, umut ve hayaller demektir. Bir anne babanın çocuğuyla ilgili kurduğu hayallerin yarım kalması tarifsiz bir acıdır.
Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın.
Bir annenin ardından…
Güllü’nün ölümüne ilişkin yaklaşık bir yıldır kamuoyunun gündeminde olan dava dün karara bağlandı. Kızı Tuğyan Ülkem Gülter ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Elbette itiraz süreçleri olabilir; hukuki süreç henüz bütünüyle tamamlanmış değil.
Açıkçası, böyle bir davada beraat kararı verilseydi adalete olan güvenimin ciddi biçimde sarsılacağını düşünürdüm. Ancak adalet, toplumun beklentisiyle değil, deliller ve hukuk çerçevesinde tecelli etmelidir.
İşin en acı tarafı ise bir annenin artık hayatta olmaması…
Bir anne, evladını büyütmek için yıllarını verir; onun geleceği için hayaller kurar. Anne ile evlat arasındaki bağın böylesine ağır bir trajediyle anılması insanın içini acıtıyor.
Mahkeme kararını verir; ama kaybedilen bir hayatın acısı geride kalanların yüreğinde kalır.
Sanatın ve sanatçının değeri…
İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Danışma Kurulu üyelerinin ve Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü’nün istifaları, sanatın bağımsızlığı ve sanatçının duruşu üzerine yeniden düşünmemize neden oldu.
Sanat yalnızca sahnede sergilenen bir oyun değildir; düşüncenin, özgürlüğün ve vicdanın da ifadesidir.
Bir de Necla Uygur’un vefat haberiyle üzüldük. Türk tiyatrosunun duayen ismi Nejat Uygur’un oyuncu eşi Necla Uygur, 89 yaşında aramızdan ayrıldı.
Yıllarını sahneye ve sanata veren isimleri uğurlarken bir kez daha hatırlıyoruz: Sanatçılar yalnızca alkışlandıkları günlerde değil, sessizliğe gömüldüklerinde de hatırlanmayı hak eder. Kendisine Allah’tan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Sözün bittiği yer…
Bir yanda doğaya karşı duyarsızlık, bir yanda enkazlar, yarım kalan hayatlar ve sanat dünyasından eksilen değerler…
Bütün bu olaylar bize aynı şeyi hatırlatıyor: İnsan hayatı, doğa, vicdan ve sorumluluk hiçbir zaman ikinci plana atılmamalı.
Denizimizi korumak, güvenli binalarda yaşamak, çocuklarımızı ve hayvanlarımızı gözetmek, sanatçılarımızı yaşarken hatırlamak…
Bunlar bir lütuf değil, hepimizin sorumluluğudur.
Bazı şeyler kaybedildikten sonra geri gelmez: Bir insanın hayatı, bir annenin evladı, bir kentin doğası ve bir sanatçının ömrü…
Sözün bittiği yer…
Selam olsun, geride hoş seda bırakanlara.


Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz paylaşın.