Her felaketten sonra aynı yarış başlıyor: Yangına ilk kim ulaştı? Kaç uçak kaldırıldı? Enkazdan kaç kişi kurtarıldı? Kriz masasını kim kurdu?
Elbette bunların hepsi önemlidir. Fakat asıl soru, duman dağıldıktan sonra yine cevapsız kalıyor: Bu yangın neden çıktı?
Biz kriz yönetimini seviyoruz; çünkü görünürdür. Sirenler, kameralar, açıklamalar ve kahramanlar vardır. Risk yönetimi ise sessizdir. Önceden yapılır, alkış getirmez. Başarılı olduğunda zaten hiçbir şey yaşanmadığı için kimse farkına bile varmaz.
Bu yalnızca zamanımızın sorunu değil. Koçi Bey, 17. yüzyılda IV. Murad’a sunduğu risalede devlet düzenindeki bozulmayı sonuçlardan değil, sebeplerden hareketle açıklamaya çalışıyordu. Tımar sisteminin bozulmasına, görevlerin ehil olmayan kişilere verilmesine, liyakatin yerini yakınlığın almasına ve kuralların kişilere göre değişmesine dikkat çekiyordu. Aslında söylediği şuydu: Devlet birdenbire çökmez; önce sistemi taşıyan küçük bağlantılar gevşer.
Aradan dört yüz yıl geçti. Biz hâlâ gevşeyen vidaları sıkmak yerine bina yıkılınca enkaz kaldırmakla övünüyoruz.
İngiliz psikolog James Reason, büyük kazaları “İsviçre peyniri modeli” ile açıklar. Her güvenlik katmanında peynirin delikleri gibi bazı açıklar bulunur. Denetim yapılmaz, liyakatsiz atama gerçekleşir, bakım ertelenir, uyarı dikkate alınmaz ve mevzuat uygulanmazsa bu delikler aynı hizaya gelir. Kaza dediğimiz şey de tam o anda meydana gelir. Yani kriz çoğu zaman tek bir yanlışın değil, önceden görülmüş fakat önemsenmemiş küçük ihmallerin birleşmesidir.
Depremden sonra müteahhidi, selden sonra yağmuru, yangından sonra rüzgârı suçlamak kolaydır. Oysa bina yapılmadan zemin, şehir büyümeden altyapı, orman yanmadan enerji hatları ve müdahale yolları konuşulmalıdır. Aksi hâlde kanser hastasına aspirin verir, hasta o gün biraz rahatlayınca tedavinin işe yaradığını zannederiz.
Sorun göçebe bir toplumdan gelmemiz ya da üç kuşak üniversite mezunu ailelere sahip olmamamız değildir. Çadırın kenarına su girmesin diye kanal açan insan da risk yönetmektedir. Eksik olan, bu öngörüyü kişisel deneyimden çıkarıp kurumsal hafızaya, bilime, hukuka ve kalıcı denetime dönüştürebilmektir.
Kahramanlara ihtiyaç duyan sistem, aslında görevini zamanında yapmamış sistemdir. Bazen boşluğu bir bürokrat, bazen güçlü bir siyasetçi, bazen de ekranlara bağlanarak sorun çözen yasa dışı aktörler doldurur. Kişi gidince düzen de gider.
Risk yönetmek için yerleşik hayattan önce yerleşik kurallara ihtiyacımız var: liyakat, veri, bağımsız denetim, kurumsal hafıza ve sonuçları takip edilen planlar… Türkiye’nin afet risklerini azaltmak için planları var; asıl mesele, planların raflarda değil hayatın içinde yaşamasıdır.
Çünkü başarı, yangına herkesten önce yetişmek değildir.
Asıl başarı, o yangının neden çıktığını bulmak ve bir daha çıkmasını önlemektir.


Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz paylaşın.