Okullar açıldı…
Çocukların yüzünde yeni bir heyecan, anne babaların zihninde ise bitmek bilmeyen bir hesap başladı.
Çanta, defter, kitap, kırtasiye…
Derken servis…
Üzerine okul kıyafetleri, kurslar ve diğer ihtiyaçlar…
Çocuğunu okutmak isteyen ailelerin önünde uzayıp giden bir masraf listesi var.
Evladının geleceği için kendi ihtiyaçlarından vazgeçen anne babalar şimdi kara kara düşünüyor:
“Bütün bunların altından nasıl kalkacağız?”
Çünkü eğitim yalnızca okul kapısından içeri giren çocuk için değil, o kapının dışında bekleyen aile için de büyük bir ekonomik mücadeleye dönüşmüş durumda.
SERVİS, KIRTASİYE, OKUL ÜCRETİ…
Her yeni zam, ailenin bütçesinden biraz daha götürüyor.
Mazota gelen zam servis ücretlerine yansıyor.
Kırtasiye alışverişi başlı başına bir bütçe istiyor.
Özel okul ücretleri ise birçok aile için artık ciddi bir yük.
Bir de kayıt sırasında velinin karşısına çıkan ek ödemeler ve bağış talepleri meselesi var.
Millî Eğitim Bakanlığı, kayıt sırasında bağış alınmaması gerektiğini açıklıyor.
Elbette olması gereken de bu.
Ancak önemli olan yalnızca açıklama yapmak değil; uygulamanın gerçekten denetlenmesi.
Çünkü bir anne babanın çocuğu için yapamayacağı fedakârlık yok.
Kendi ihtiyacından kısar, çocuğunun ihtiyacını karşılar.
Sofrasından eksiltir, okul çantasını tamamlar.
Ama nereye kadar?
Evladından kısmak istemeyen aile, kendi hayatından kısmak zorunda bırakılmamalı.
BİZİM ZAMANIMIZDA…
Ben kendi çocukluğumu hatırlıyorum.
İlkokulda siyah önlük, beyaz yaka…
Sonrasında okul formalarımız vardı.
Belki bugünkü kadar seçenek yoktu ama okulun bir havası, bir aidiyeti ve ciddiyeti vardı.
Bugün öğrencilerin kıyafetlerine bakıyorum; bazen okul ile sokak arasındaki fark neredeyse ortadan kalkmış.
Elbette zaman değişiyor.
Çocukların tercihleri, yaşam biçimleri değişiyor.
Kimsenin özgürlüğüne karşı değilim.
Ama benim de bir düşüncem var:
Okulun bir saygınlığı olmalı.
Çünkü okul yalnızca ders yapılan bir bina değildir.
Çocuğun hayata hazırlandığı, sorumluluk öğrendiği, davranışlarıyla örnek aldığı bir kurumdur.
ÖĞRETMEN SADECE DERS ANLATMAZ
Aynı şey öğretmenlerimiz için de geçerli.
Öğretmen, öğrencisinin karşısındaki en önemli rol modellerden biridir.
Kadın ya da erkek fark etmez; öğretmenlik mesleğinin bir ağırlığı, bir temsil sorumluluğu olmalı.
Ben tutucu değilim ama adaplıyım.
Kimsenin bedenine, özel hayatına ya da kişisel tercihine müdahale edilmesini savunmuyorum.
Fakat okul bir kamu kurumudur ve öğretmen de o kurumun temsilcisidir.
Öğrencisine örnek olması beklenen bir öğretmenin kıyafetinde de ölçü, özen ve mesleğe yakışan bir duruş aramak neden yanlış olsun?
Benim sözüm kimsenin eteğinin boyuna değil;
öğretmenlik mesleğinin saygınlığına.
Çünkü özgürlük ile ölçü birbirinin düşmanı değildir.
FEDAKÂRLIK SADECE VELİDEN BEKLENMEMELİ
Bugün anne baba çocuğu için elinden geleni yapıyor.
Servis parasını denkleştiriyor.
Kırtasiye listesini tamamlıyor.
Kıyafetini alıyor.
Kurs gerekiyorsa onu da düşünüyor.
Kimi zaman kendi ihtiyacını erteliyor.
Öyleyse çocuklarımızdan da bu emeğin kıymetini bilmelerini beklemek hakkımız.
Çalışsınlar.
Öğrensinler.
Sorumluluk alsınlar.
Anne babalarının alın terini boşa çıkarmasınlar.
Güzel notlar getirsinler ama yalnızca notlarla da yetinmesinler.
İyi insan olmayı öğrensinler.
Çünkü eğitim sadece sınav kazanmak değildir.
Diploma almak hiç değildir.
Eğitim; aklı kullanmak, vicdan sahibi olmak, saygıyı öğrenmek ve hayata hazırlanmak demektir.
TARIK AKAN'I UNUTMADIK…
Eğitimden söz ederken, eğitime verdiği önemle de iz bırakan bir sanatçımızı anmadan geçemem.
Tarık Akan…
16 Eylül 2016'da aramızdan ayrıldı.
Onu yalnızca Yeşilçam'ın yakışıklı jönü olarak hatırlamak eksik olur.
Sanatının yanı sıra eğitime ve çocukların geleceğine verdiği önemle de hatırlanması gereken bir sanatçıydı.
Benim için Tarık Akan'ın yeri ise biraz daha farklı…
Aynı filmde, “Ah Nerede”de birlikte rol almaktan gurur duyduğum, Yeşilçam'ın o güzel yıllarından hatırası olan değerli bir sanatçıydı.
Yıllar geçse de bazı insanlar yalnızca oynadıkları filmlerle değil, bıraktıkları güzel anılarla da yaşarlar.
Tarık Akan da benim için öyle…
Unutmadık, unutturmayacağız.
Işıklar içinde uyusun…
BİR SANATÇIMIZI DAHA UĞURLADIK…
Eğitimden, sanattan, kültürden söz etmişken yüreğimizi burkan bir başka kaybı da anmadan geçmeyelim.
Gülsen Tuncer…
17 Eylül 2026'da 81 yaşında aramızdan ayrıldı.
Onu geniş kitleler özellikle Aşk-ı Memnu dizisinde canlandırdığı Arsen Hanım karakteriyle tanıdı.
Oysa Gülsen Tuncer'in sanat hayatı bundan çok daha büyüktü.
Tiyatroya 1968 yılında başlayan; sinemada, televizyonda, radyoda ve seslendirmede emek veren, aynı zamanda eğitimci kimliğiyle genç sanatçılara katkı sunan çok yönlü bir sanat insanıydı.
55 yılı aşan sanat yolculuğunda geride yalnızca rollerini değil, emeğini, bilgisini ve sanat sevgisini de bıraktı.
Şimdi bir sanatçımızı daha uğurluyoruz.
Ardında tiyatroya, sinemaya ve sanata adanmış uzun bir ömür kaldı.
Gülsen Tuncer'e Allah'tan rahmet; ailesine, sanat dünyasına ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Bazı sanatçılar vardır; perde kapanınca bitmez hikâyeleri…
Onlar, bıraktıkları eserlerle yaşamaya devam ederler.
Işıklar içinde uyusun…
SÖZÜN ÖZÜ
Yeni eğitim-öğretim yılında bütün çocuklarımıza başarı, öğretmenlerimize kolaylık, anne babalarımıza da sabır ve güç diliyorum.
Dilerim çocuklarımızın çantaları kitaplarla, defterlerle dolsun; ama anne babalarının omuzları ekonomik yükün altında ezilmesin.
Çocuklarımız okusun, öğrensin, hayal kursun.
Çünkü onların geleceğine yapılan yatırım, aslında hepimizin geleceğine yapılan yatırımdır.
Ve unutmayalım:
Bir ülkenin gerçek zenginliği, çocuklarının aldığı eğitim ve yetiştirdiği insanlardır.
Son söz;
ÇOCUĞUN ÇANTASINI DOLDURMAK KOLAY OLMALI…
ANNE BABANIN CEBİNİ BOŞALTMAK DEĞİL.


Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz paylaşın.