8 Mart dünya kadınlar günü. Kadına hak ettiği değeri veremeyen bir toplum olarak bu günün anlamını ne kadar biliyoruz bir düşünmek lazım. Benim gençlik yıllarımda bu gün o kadar gündeme getirilmiyordu. Ama dünyada 8 Mart Kadınlar Günü tüm kadınlar tarafından çeşitli aktivitelerle coşkuyla kutlanıyordu. Ben bu günün bu kadar önem gördüğünü yıllarca yanımda yardımcı olarak çalışan Moldovalı yardımcımdan öğrendim. Sabahın ilk saatlerinde başlardı telefon çalmaya tüm ailesindeki kadınlar kutlama amaçlı arardı. Meğerse orada bu gün bayram olarak kutlanırmış ve mutlaka o gün izin isterdi hani hastalık olsa Allah korusun ona ihtiyaç duyulsa başka bir gün seve seve izin kullanmayan kadın 8 Mart’ta bağlasan durmaz vaziyetinde süslenir püslenir arkadaşları ile kutlamaya giderdi.

Son yıllarda bizde de kutlanmaya başladı Kadınlar günü. Evet, ayak uydurduk kutluyoruz da acaba kadınımıza hak ettiği değer, saygı toplum olarak gösteriliyor mu? Kadına şiddeti durdurabildik mi? Hala kocası tarafından sokak ortasında dövülen, çocuğunun gözü önünde öldürülen kadınlarımızın olduğu toplumumuzda Kadınlar gününü bizler kutlasak ne olur? Acıları dindiremedikten sonra …!

Hz Muhammed s.a.v bir hadisinde ‘’ Kadınlarınıza iyi davranın ‘’ dememiş mi?
 
Yeni bir 8 Mart’ı kutlamaya hazırlanırken, geçmiş film şeridi gibi geçiyor gözlerimizin önünden. Ayşe’ler, Fatma’lar, Güldünya’lar ve katledilen diğer kadınlar kara kapkara toprağın altında ve hayat devam ediyor ama hep eksik ve bir yanı hep öksüz devam ediyoruz. 

Satır aralarından bulup çıkarıyoruz kötülüklerin enkazlarını. Unutmamaya ve unutturmamaya çalışıyoruz..
Tüm bu olumsuzluklara rağmen mutlu olmayı bilen kadınlarımızın KADINLAR GÜNÜNÜ ben de bir kadın olarak tüm içtenliğimle kutluyorum. Hak ettikleri aydınlık, mutluluk ve sevgi dolu nice günler diliyorum…
Kadını çok güzel anlatan okuduğum bir yazıyı da sizlerle paylaşıyorum….
 
Kesinlikle
Kadınlar Susarak Gider!

Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için.

Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez.

Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der.

Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.

Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar.

Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar.

Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır.

Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma!
Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır.

Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.

Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının.

Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur.

Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.

Kadın susarak gider!

En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir.

O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir.

Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir.

Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir.

Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir.

Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider.

Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır.

Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.
 
EV HANIMI

Adam, iş çıkışı eve geldiğinde, evin bahçesinin karmakarışık olduğunu görmüş.
Üç çocuk da bahçede çamurlar içinde oynuyormuş. Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış. Arabası, garaj kapısının önünde, bir kapısı açık şekilde yamuk halde park eder durumdaymış. 

Evin içine girdiğinde, durum daha da vahim bir şekle dönüşmüş. 
Girişteki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş. 

Oturma odasında ise, yerler oyuncaklar ve çocuk elbiseleri ile kaplıymış. 

Mutfağa girdiğinde, lavabonun sabah kahvaltısı bulaşıkları ile dolu olduğunu görmüş. Ayrıca, kırılmış bir bardağın parçaları masanın altında duruyormuş. 

Üst kata yöneldiğinde, merdivenlerdeki­ elbiseleri fark etmiş. Telâşla karısının başına kötü bir şey gelmiş olabileceğini düşünerek, hızla koşmaya başlamış. 


Yatak odasına girdiğinde, karısını yatakta, uzanmış, kitap okur hâlde bulmuş. Karısı, kocasının geldiğini görünce, okuduğu kitaptan başını kaldırmış, hafifçe gülümseyerek gününün nasıl geçtiğini sormuş.

- Her zamanki gibi, deyip, şaşkınlıkla sormuş: 
- Ne oldu buralara böyle? 

Karısı, gülümseyip cevap vermiş; 
- Her gün eve döndüğünde, 'Bütün gün ne yaptın ki?' demez miydin?
- Evet, derdim.

Güzel... İşte bugün ben de, her gün yaptıklarımı yapmadım..
Yüzünüzden tebessüm hiç silinmesin dileklerimle sevgiyle kalın…