Daha dün çocuklarımızın okul güvenliğini konuşuyorduk…
Manisa’nın Turgutlu ilçesinden gelen haberle bir kez daha yüreğimiz yandı.
İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde 15 yaşındaki bir öğrencinin av tüfeğiyle ateş açması sonucu 11 öğrenci yaralandı. Bazı öğrencilerin durumunun ağır olduğu, üç öğrencinin yoğun bakımda bulunduğu bildirildi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
ŞANLIURFA'DAN, KAHRAMANMARAŞ'TAN DERS ALMADIK MI?
Daha Nisan ayında Şanlıurfa'da bir okulda silahlı saldırı yaşandı.
Aradan yalnızca bir gün geçti…
Bu kez Kahramanmaraş'ta bir okulda silahlı saldırı gerçekleşti.
O günlerde hepimiz aynı soruyu sorduk:
Okullarımız nasıl daha güvenli olacak?
Aradan aylar geçti.
Bugün yine bir okulun yakınında silah…
Yine yaralı çocuklar…
Yine hastane kapılarında bekleyen anne babalar…
Şimdi sormayalım mı?
Şanlıurfa'dan ders almadık mı?
Kahramanmaraş'tan ders almadık mı?
Daha kaç çocuğun canının yanması gerekiyor?
Allah yaralı çocuklarımızın yardımcısı olsun.
Anne babaların gözü kulağı şimdi hastanelerden gelecek güzel haberde…
AMA BİZ BİR ŞEYİ DAHA SORMALIYIZ
Görüntülerde elinde tüfek bulunan bir çocuğun okul çevresine geldiği görülüyor.
Bir çocuk…
Henüz 15 yaşında.
Elinde av tüfeğiyle yürüyor.
Ve biz bugün oturup “Bu silah bu çocuğun eline nasıl geçti?” diye soruyoruz.
Elbette bunun cevabını soruşturma ortaya çıkaracaktır.
Silahın nereden temin edildiği ve olayın nasıl gerçekleştiği araştırılıyor. Saldırganın ailesinden bazı kişilerin de gözaltına alındığı bildirildi.
Ama mesele sadece bu olayla sınırlı değil.
Okullarımız gerçekten ne kadar güvenli?
ANNE BABALAR ÇOCUĞUNU KİME EMANET EDECEK?
Bir anne sabah çocuğunu okul kapısından içeri bırakıyor.
“Akşam görüşürüz” diyor.
Belki çocuğunun saçını okşuyor, belki beslenmesini çantasına koyuyor.
Sonra işe gidiyor.
Çünkü biliyor ki çocuğu okulda…
Öğretmenlerinin yanında…
Güvenli bir ortamda.
Peki ya o güven duygusu sarsılırsa?
Anne baba çocuğunu okula gönderirken “Acaba bugün başına bir şey gelir mi?” diye düşünmeye başlarsa ne olacak?
Çocuklarımız okula korkarak mı gidecek?
Teneffüse çıktığında etrafına bakarak mı dolaşacak?
Okul bahçesi, çocuklarımızın en güvenli alanlarından biri olması gerekirken onların korktuğu bir yere dönüşmemeli.
GÜVENLİK SADECE KAPIDA BEKLEMEK DEĞİL
Burada kimseyi peşinen suçlamak istemiyorum.
Ama bu olay bize çok ciddi sorular sorma hakkı veriyor.
Şunun da altını özellikle çizelim:
Olay okul binasının içinde gerçekleşmedi.
Resmî açıklamaya göre saldırı, öğrencilerin okula gittiği sokakta, okul binasının dışında meydana geldi.
Bu ayrıntı çok önemli.
Çünkü okul güvenliğini sadece okul kapısında aramak yetmez.
Çocuklarımız okula giderken kullandıkları sokakta da güvende olmalı.
Okul çevresi…
Servis bekleme alanları…
Giriş ve çıkış güzergâhları…
Buralardaki riskler de değerlendirilmek zorunda.
Elbette güvenlik güçlerinin olaydan önce ne görüp ne görmediğini bugün biz bilemeyiz.
Ama ortaya çıkan görüntüler ve olayın gerçekleşme biçimi, okul çevresindeki güvenlik tedbirlerinin yeniden sorgulanmasını gerektiriyor.
Okul çevresindeki riskler nasıl belirleniyor?
Silaha erişim nasıl engelleniyor?
Akran zorbalığı nasıl fark ediliyor?
Çocukların yaşadığı tehditler okul yönetimine ulaştığında ne yapılıyor?
Rehberlik servisleri yeterince destekleniyor mu?
Aile, okul ve güvenlik birimleri arasında gerekli iletişim kurulabiliyor mu?
Bunların cevaplarını artık daha ciddi biçimde aramalıyız.
Çünkü bugün bir çocuğun elindeki tüfeği konuşuyoruz.
Yarın başka bir çocuğun eline silah geçmesini nasıl önleyeceğimizi konuşmak zorundayız.
Okulların güvenliği nasıl sağlanıyor?
Okul çevresindeki riskler nasıl tespit ediliyor?
Silaha erişim nasıl engellenecek?
Bir öğrencinin elinde silahla okul çevresine kadar gelebilmesinin önüne nasıl geçilecek?
Bunların cevabı mutlaka bulunmalı.
Çünkü güvenlik görevlisinin varlığı tek başına yeterli mi, yoksa okul güvenliği daha geniş bir sistem olarak mı ele alınmalı?
Ben güvenlik görevlilerini de hedef göstermek istemiyorum.
Onların da görevi, yetkisi ve eğitimleri ayrı bir konu.
Ama çocuklarımızın can güvenliği söz konusuysa, sistemin tamamını yeniden sorgulamak zorundayız.
“KIZ MESELESİ” Mİ?
Bir başka iddia da olayın bir kız meselesi nedeniyle çıktığı yönünde.
Henüz soruşturma tamamlanmadan bunu gerçekmiş gibi kabul edemeyiz.
Zaten asıl korkunç olan da bu değil mi?
Nedeni ne olursa olsun…
Bir çocuk neden eline silah alıp okul arkadaşlarına ateş edecek noktaya geliyor?
15 yaşındasınız!
Hayatınız daha yeni başlıyor.
Önünüzde koskoca bir ömür var.
Bir tartışma, bir arkadaşlık, bir gönül meselesi, bir akran çatışması…
Hiçbirinin karşılığı bir çocuğun eline silah almak olamaz.
Burada yalnızca saldırıyı yapan çocuğu değil, çocuklarımızı bu noktaya getiren bütün sistemi konuşmalıyız.
Akran zorbalığını…
Şiddeti…
Sosyal medyanın etkisini…
Aile denetimini…
Silahlara erişimi…
Okullardaki psikolojik danışmanlık ve rehberlik mekanizmalarını…
Ve en önemlisi, çocuklarımızın birbirleriyle kurduğu ilişkiyi.
Çünkü 15 yaşındaki bir çocuğun eline silah geçtiğinde artık çok geç olabilir.
BİZ NE ZAMAN BU HALE GELDİK?
Benim asıl içimi acıtan soru bu.
Biz ne zaman birbirimizin başına gelenlere bu kadar alıştık?
Bir insanın elinde silah gördüğümüzde “Beni ilgilendirmez” deyip yürüyüp geçecek kadar mı duyarsızlaştık?
Bir çocuğun elinde tüfekle dolaşması sıradan bir görüntü haline gelemez.
Gelmemeli.
Çünkü bugün başkasının çocuğudur…
Yarın bizim çocuğumuz olabilir.
ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK ZORUNDAYIZ
Özel güvenlik mi?
Daha sıkı okul çevresi denetimi mi?
Silahlara erişimin daha etkin kontrolü mü?
Rehberlik ve psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi mi?
Akran zorbalığına karşı daha erken müdahale mi?
Belki hepsinin birlikte ele alınması gerekiyor.
Ama artık “bir şey olmaz” diyerek geçiştiremeyiz.
Çünkü oluyor.
Ve olduğunda bedelini çocuklarımız ödüyor.
Bugün tek dileğimiz, yaralı öğrencilerimizden güzel haberler gelmesi.
Allah onların yardımcısı olsun.
Ailelerine sabır versin.
Ve bir daha hiçbir anne baba okul kapısında çocuğunu uğurlarken yüreğine korku düşmesin.
Çünkü bir ülkenin geleceği, okul sıralarında oturan çocuklarıdır
ESKİDEN KAVGA VARDI, AMA SİLAH YOKTU…
Bir de çocuklarımızın değişen dünyasına bakalım.
Bizim zamanımızda da çocuklar kavga ederdi.
Küserlerdi…
Birbirlerine kızarlardı…
Bazen kavga eder, hatta üç gün birbirleriyle konuşmazlardı.
Ama sonra barışırlardı.
Çünkü kavganın sonu çoğu zaman yine çocukça bir barışla biterdi.
Bugün ise aynı kelimeleri kullanamıyoruz.
Nerede o çocukça kavgalar?
Nerede üç gün sonra unutulan küslükler?
Şimdi işin içine silah giriyor, tüfek giriyor, tehdit giriyor.
Bir çocuk, bir başka çocuğa kızdığı için eline silah alabiliyor.
İşte asıl korkunç olan bu!
Elbette zaman değişti.
Çocukların dünyası değişti.
Ama çocuğun öfkesini silaha dönüştürmesine izin vermemeliyiz.
Burada aileye de, öğretmene de, okula da, topluma da büyük görev düşüyor.
ÖĞRETMEN–VELİ–ÇOCUK İLİŞKİSİ NEREYE GİTTİ?
Eskiden öğretmenin çocuk üzerindeki sözü vardı.
Öğretmen bir öğrencisine:
“Sen ne yaptın?”
dediğinde, çocuk öğretmeninin karşısında durur, yaptığı yanlışı düşünürdü.
Çünkü öğretmene saygı vardı.
Öğretmen de çocuğun hayatında sadece ders anlatan kişi değildi.
Onu tanırdı.
Davranışındaki değişikliği fark ederdi.
Üzüntüsünü, öfkesini, içine kapanmasını görebilirdi.
Veli de öğretmenin çocuğuyla ilgili uyarısını düşmanlık olarak görmezdi.
Bugün ise kimi zaman öğretmen bir çocuğa sesini biraz yükselttiğinde bile veli okula gelip hesap sorabiliyor.
Elbette öğretmen öğrencisine hakaret edemez, şiddet uygulayamaz, aşağılayamaz.
Ama öğretmenin sınıfta otorite kurması da suçmuş gibi görülmemeli.
Çünkü otorite ile şiddet aynı şey değildir.
Saygı ile korku da aynı şey değildir.
Bizim yeniden ihtiyacımız olan şey;
öğretmenine saygı duyan öğrenci,
öğrencisini anlayan öğretmen,
öğretmene güvenen veli.
Bu üçü birbirinden koparsa okulun dengesi bozulur.
Geçen yazımda da söyledim…
Mesele yalnızca öğretmenin önlüğü değil.
Mesele yalnızca Andımız'ın okunup okunmaması da değil.
Mesele, okulun içinde düzen, saygı, sorumluluk ve aidiyet duygusunun nasıl yeniden kurulacağıdır.
Çocuğa özgürlük verelim.
Ama sınırlarını da öğretelim.
Kendini ifade etsin.
Ama karşısındakine saygıyı da bilsin.
Hakkını arasın.
Ama öfkesini silaha dönüştürmesin.
Çünkü bugün geldiğimiz noktada artık sadece “Okulda güvenlik görevlisi var mı?” diye sormak yetmiyor.
Çocuklarımız neden bu kadar öfkeli?
Neden bir kavga üç günlük küslükle bitmiyor da silaha dönüşebiliyor?
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken soru belki de budur.
Çocuklarımız okula okumaya gitmeli.
Korkmaya değil.
Sözün özü;
OKUL KAPILARI ÇOCUKLARIMIZA GÜVEN VERMELİ…
KORKU DEĞİL.


Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz paylaşın.