“Soruşturma başladı ama vicdan yine yetişemedi.”
Gel de güzel bir güne başla…
Bir Ahmet Minguzzi daha karşımızda.
Bu kez melek yüzlü Atlas Çağlayan.
Anne Yasemin Hanım’ın feryadı hâlâ kulaklarımızda:
“Ben zaten enkaz gibiyim… Bu çığlıklarım kendi çocuğum için değil. Onu geri getiremem, yerine bir şey koyamam. Ama diğer çocuklar korunsun. Ülkenin içinde bulunduğu bu şiddet olaylarına birileri ‘dur’ desin. Benim oğlum kurban edildi, başka evlatlar kurban edilmesin…”
Bir annenin, evladını toprağa verdikten sonra bile başka çocukları düşünmesi…
İşte insanlık tam da burada başlıyor.
Dava sürdü de sürdü.
Bu süreçte bazı avukatların yaptığı savunmalar içimizi acıttı.
“Bu nasıl savunma?” dedirtti.
Kızdık, utandık, ağladık.
Ve daha iki ay bile geçmeden…
Buyurun…
“Niye baktın?” bahanesiyle bir genç daha kara toprağa gitti.
Soruyorum:
15 yaşındaki bir çocuğun cebinde bıçak olur mu?
Olması gereken kalem değil mi, kitap değil mi?
Ama “yeni Türkiye”de gençlerin elinde kalem değil,
bıçak var, silah var.
Üstelik bunlara çok kolay ulaşılıyor.
Asıl soru şu:
Bu ülkede silaha, bıçağa ulaşmak neden bu kadar kolay?
Kime baksanız evinde kalaşnikof var, pompalı tüfek yok. Sokaklar dehşet saçıyor.
Küçük çeteler, büyük çetelerin oyuncağı olmuş durumda.
Sonra çıkıp diyoruz ki:
“Bir çocuk yaptı…”
Yooook!
Çocuk böyle olmaz.
Birine çocuk diyebilmemiz için önce onun çocuk gibi yaşamasına izin vermemiz gerekir.
Ve yine aynı savunma yine avukatlar katili melek göstererek BERAAT istiyor
Adalet diyorum ve o anneye sabır sabır diliyor yavrumuza da rahmet diyorum… Söz ADALETİN..
Her olaydan sonra aynı cümle:
“Soruşturma başlatıldı.”
Ama ne hikmetse adalet hiç yetişemiyor.
Görüp susanlar var.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenler var.
Ve asıl çoğunluk…
Sessiz.
Ama bu sessizlik masum değil.
Evlat – Baba… Ölüm Göz Göre Göre
Gelelim evlat–baba ilişkisine…
Bir evlat, bir gün önce sosyal medyasında dört karelik bir paylaşım yapıyor.
Birinci kare:
Musalla taşında bir cenaze.
Altında şu yazı: “Son durağın.”
İkinci kare:
Kefene sarılı bir beden.
Altında: “Son kıyafetin.”
Üçüncü kare:
Cenaze arabası.
Altında: “Son araban.”
Dördüncü kare:
Kazılmış bir mezar.
Altında: “Son evin.”
Ve ertesi gün…
Babasını öldürüyor.
Kemer Kuzdere Mahallesi’nde yaşanan bu vahşette
baba 53, oğul 33 yaşında.
Ölüm göz göre göre gelmiş.
“Oğul için şizofren deniyor.”
Peki soruyorum:
Neden önlem alınamadı?
Bu işaretler neden görülmedi?
Yine bir cinnet…
Bu kez Adana’da.
Aile içi sorun…Bir baba, iki yavrusuna kıyıyor, ardından kendini öldürüyor.
Onun da sosyal medya hesabında şu cümle var:
“Bir kadın adamı rezil de eder, vezir de.”
Bu paylaşımlardan sonra ne söylenebilir?
Geriye sadece bilinmeyen soru ve cevaplar…
Bu artık bireysel cinnet değil.
Bu, toplumsal bir çöküş.
Merhameti Olmayanlara “Çocuk” Diyemem
Karıncayı bile incitmeyen bir merhamet yoksa,
kusura bakmayın ama ben buna çocuk diyemem.
Birinin kalbine bıçak saplayıp,
sonra bunu otobüs durağında “erkeklik” diye anlatan zihniyet
canidir.
Bu yozlaşma ailede başlıyor.
Çocuk ilk karakterini evde oluşturur.
Sonra okul, öğretmen, toplum…
Bizim zamanımızda öğretmen yüzümüze bakar, anlardı.
Ahlak, vicdan, sorumluluk öğretilirdi.
Şimdi 14–17 yaş grubu neden suçun merkezinde?
Çünkü cezalar hafif.
Türkiye bu noktada iyi bir yere gitmiyor.
15 yaşında çocuk suç işliyor içeri girip çıkıyor, içeri girip çıkmak bir etiket olmuş, üniversite bitirmek doktora yapmak artık önemli görülmüyor.
Çünkü bu yaş grubu çeteler için kullanışlı.
Çocuk yetiştirmek sadece yedirmek, giydirmek değildir.
Bir dalı bile incitmemenin önemini öğretmektir.
Sosyal Aile Bakanlığı, Milli eğitim, Emniyet birlik olmak zorundasınız. Bu aflar la bu işler daha da bulandı. Suç işleyenler daha da cesaretlendi.
Sosyal medya canlı yayınları 14-17 yaş bir bakın herkes birbirine racon kesiyor, Tik Tok hesabı kızların davranışları utanç verici…
Atatürk’ün gençliğe hitabesinde ki ‘’gençlik’’ne yazık ki heba oluyor…
Çok üzgünüm,hayatımda mağdur edilenin bu kadar sessiz, utancından,arından,çaresizliğinden suskun kalıp, onlara bunları yapanlarında arsızca davrandığı bir dönem hatırlamıyorum
Tek kelimeyle:
Vicdan.
Eğitimden Atatürk’ü Çıkarmak mı Çözüm?
Milli Eğitim Bakanı çıkıp
“Biz siyaset yapmıyoruz, Atatürk düşmanı değiliz” diyor.
Peki soruyorum:
Karnelerden Atatürk’ün kaldırılması neyin çözümü?
Bu ülkede çocuklar okulda zorbalığa uğruyor,
teneffüslerde tütün kullanımı artıyor,
okullara uyuşturucu giriyor.
Gençler okumuyor, düşünmüyor, sorgulamıyor;
ezberle hayata savruluyor.
Türkçe zayıf,
anlama becerisi yok denecek kadar az.
Bütün bunlar dururken,
mesele Atatürk’ün karnedeki resmi mi?
Karneden kaldırırsınız.
Kitaptan da kaldırırsınız belki.
Ama Atatürk sevgisini kalplerden silemezsiniz.
O sevgi orada durur.
Sessizce, inatla, ilelebet…
Çocuklar karnelerini aldı.
Kimi iyi, kimi orta…
Önümüzde zaman var. Dinlenin yeni döneme dingin başlayın.
Ama şunu bilin:
Bu ülkenin gençliği heba oluyorsa,
sebebi Atatürk’ün karnede olması değil,
eğitimin içinin boşaltılmasıdır.
Ve Kemer’de Sahne: Gerçek Tiyatro
Bunca karanlığın ardından Kemer’de bir sahne var ki,
orada tiyatro gerçekten sanat.
35 yıldır sanata gönül veren Emine Öney, sadece bir tiyatro oyunu sahnelemiyor;
bir duruşu, bir vicdanı, bir Cumhuriyet kadınının sorumluluğunu sahneye taşıyor.
Emine Öney,
Cumhuriyet’in kadına verdiği aydın sorumluluğu
sahnede yaşayan, yaşatan ender isimlerden biridir.
Kadına şiddeti ve kadın cinayetlerini konu alan
kendi yazdığı “ABLA” oyununu,
kendi yetiştirdiği gönüllü öğrencileriyle sahneye taşıdı.
Kimi ev hanımı, kimi iş insanı, kimi öğrenci…
Ama sahnede hepsi aynı vicdanla durdu.
Bu oyunda emeği geçen tüm oyuncuları yürekten kutluyorum.
Hiçbiri profesyonel olmak zorunda değildi ama
hepsi profesyonel bir vicdanla sahnedeydi.
Geçen yıl çocuk gelinleri anlatmışlardı,
bu yıl da aynı cesaretle başka bir yaraya dokundular.
Hepsi fedakârlık yaptı.
Okuldan, evden, işten zaman çaldı.
Keşke daha iyi şartlarda sahnelenebilseydi.
Keşke perdeyi bile kendileri açıp kapatmak zorunda kalmasalardı.
Buradan açıkça söylüyorum:
Belediyeden kumandalı bir perde rica ediyorum.
Bu bir lütuf değil, sanata saygıdır.
Ama tüm olumsuzluklara rağmen:
Sanat ayakta.
Ve ben yürekten söylüyorum:
Helal olsun.
Alkış…
ALKIŞ “ABLA”ya.
Perde kapanmıyor.
Çünkü vicdan hâlâ sahnede.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|||||
|
|
|||||||
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |
|
||||||||||||
|
|
||||||||||||
![]() Koç ![]() 21 Mart - 20 Nisan
|
||||||||||||
|
||||||||||||
|
||||||||||||

