Dokumapark’ta üç gün boyunca yaşanan coşku, hepimize önemli bir soru bıraktı: Uzayan ömürlere, anlamlı ve katılımcı bir hayat sunmaya ne kadar hazırız?

Kepez 2. Uluslararası Yaşlılıkta Sağlık ve Esenlik Festivali’ni büyük bir kalabalıkla tamamladık. Atölyeler, paneller, korolar, tiyatro gösterileri ve defileler; bilgiyi, sanatı, kültürü ve eğlenceyi buluşturdu. Özenli organizasyonuyla kusursuz ilerleyen festivalin asıl başarısı, yaşlı bireylerin hayatın içinde nasıl yer almak istediklerini görünür kılmasıydı.

Kamu ve yerel yöneticiler, belki de ilk kez bu kadar çok yaşlı bireyi birlikte üretirken, öğrenirken, sahneye çıkarken gördüler. Bir raporda okunan demografik değişim, burada yüzlere, seslere ve beklentilere dönüştü. Karar vericilerin bu buluşmaya tanıklığı bu yüzden kıymetliydi.

Türkiye’nin yaşlandığını biliyoruz. TÜİK’in 2024 verilerine göre yaklaşık her dört haneden birinde en az bir yaşlı birey bulunuyor. Peki, hizmetlerimiz, bütçelerimiz ve kentlerimiz bu değişime ne kadar hazır? Festivalin oluşturduğu farkındalığın, yaşlıların taleplerini yönetimlerin öncelik sıralamasında daha yukarı taşımasını bekliyorum. Çünkü yaşlılık yalnızca bireysel değil, aynı zamanda kamusal bir meseledir.
Defiledeki özgüveni izlerken bunu bir kez daha düşündüm. Katılımcıların sahnedeki rahatlığı, neşesi ve cesareti hayranlık uyandırdı. Fırsat verildiğinde insanın öğrenme, üretme ve kendini ifade etme isteği yaşla sınırlanmıyor.

Yalnızlığı ve ilgisizliği de bu nedenle ciddiye almalıyız. Bir insanın restorana gidecek parası olabilir; birlikte gideceği arkadaşı olmayabilir. Sosyal katılım için mekân kadar ilişki, davet ve aidiyet gerekir. Festival, bu bağların kurulabileceğini gösterdi.
“Gerontoloji yaşlılığı değil, ihmali tedavi eder” sözünü bilimsel bir tanımdan çok, sorumluluğumuzu hatırlatan bir çağrı olarak görüyorum. Yaş almayı anlamak, insanların yalnız bırakılmasını ve hayattan uzaklaşmasını önleyecek koşulları oluşturmayı gerektiriyor.

Moderatörlüğünü üstlendiğim “İklime Dirençli, Yaşlı Dostu Kentler” panelinde Prof. Dr. Hasan Hüseyin Başıbüyük, Dr. Nilgün Coşkun ve Hatice Yıldırım ile bu sorumluluğun iklim boyutunu konuştuk. COP31 bağlantısıyla şu temenniyi paylaştık: Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması gibi, Antalya’nın adı da etkili bir ortak taahhütle anılsın. Yaşlıların güvenliğini gözeten, uygulanabilir ve sonuçları ölçülen bir katkı ortaya çıksın.

Şimdi görevimiz, festivaldeki enerjiyi yıl boyunca sürdürecek imkânlara dönüştürmek. Burada kurulan dostluklar devam etsin; öğrenme isteği yeni atölyelerde, sahne heyecanı yeni buluşmalarda karşılık bulsun. Yaşlıların görüşlerini düzenli dinleyen, önerilerini hizmetlere yansıtan bir yaklaşım yerleşsin.

Konunun önemini sahiplenen ev sahipliği için Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’e ve kusursuz organizasyonu gerçekleştiren ekibine; himayesi ve desteği için Antalya Valisi Hulusi Şahin’e; bilimsel liderliği için Prof. Dr. İsmail Tufan’a ve kendisine eşlik eden muhteşem ekibe teşekkür ediyorum. Ülkemizin farklı şehirlerinden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden, Ukrayna’dan, Rusya’dan ve Türk cumhuriyetlerinden gelen katılımcılarımıza, Tazelenme Üniversitesi öğrencilerimize ve bütün gönüllülerimize de bu buluşmaya kattıkları emek, neşe ve dostluk için gönülden teşekkürler.