İşçiler ölüyor, kadınlar ölüyor, vicdanlar susuyor…
Bazen haberleri okurken insanın içinden hiçbir şey yazmak gelmiyor. Sonra düşünüyorum; susarsak kim konuşacak? Haksızlıkları, acıları, cevapsız soruları kim gündeme getirecek? Ben yine yazacağım. Çünkü insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı!
KEPEZ'DE HORTUM, DÖRT İŞÇİYE MEZAR OLDU!
Antalya'nın Kepez ilçesi Fevzi Çakmak Mahallesi'nde yaşanan facia hepimizin yüreğini yaktı.
Bir hortum, inşaat işçilerinin kaldığı iki konteyneri parçaladı. Dört işçi hayatını kaybetti, bir işçi yaralandı. Aynı alanda bir kule vinç de devrildi.
Hayatını kaybeden işçilerimize Allah'tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Yaralı işçimize acil şifalar…
Elbette hortum gibi bir doğa olayını önlemek her zaman mümkün değil. Ancak işçilerin barınma koşulları, konteynerlerin güvenliği ve alınan önlemler de araştırılmalı.
İşçilerimiz, ekmek parası kazanmak için ailelerinden uzakta çalışıyor. Onların da güvenli bir ortamda barınmaya, sağlıklı koşullarda çalışmaya hakkı var.
Bu acı olayın ardından sorulması gereken soruların yanıt bulmasını istiyorum.
Bir işçinin hayatı, yalnızca çalıştığı sürece mi değerli?
İnşaatlar yükselirken insan hayatını da koruyabiliyor muyuz?
Bu soruların cevabını bekliyoruz.
KADIN ÖLÜMLERİ BİTMİYOR!
Mersin'in Mut ilçesinde 45 yaşındaki Nesrin Candan, küçükbaş hayvanlarını otlatmak için pazar günü saat 11.00 sıralarında evinden çıktı. Kendisine ulaşılamayınca arama çalışmaları başlatıldı. Üç gün süren bekleyişin ardından cansız bedeni ormanlık alanda bulundu.
Bir kadın daha… Bir aile daha yasa boğuldu.
Ölüm nedeni henüz kesinleşmeden bunun bir cinayet olduğunu söyleyemeyiz. Soruşturmanın sonucunu beklemek zorundayız. Ancak olayın bütün yönleriyle aydınlatılmasını istemek de hepimizin hakkı.
İsterdim ki ülkemiz demokrasi, bilim, teknoloji, tarım ve basın özgürlüğü gibi alanlardaki başarılarıyla anılsın. Kadınların güven içinde yaşadığı bir ülke olalım.
Her gün yeni bir kadın ölümü haberi okumaktan yorulduk.
Bir kadın evinden çıkarken başına ne geleceğini düşünmek zorunda kalmasın. Ailesi, evladı, eşi, annesi, babası onun yolunu korkuyla gözlemesin.
Kadınların yaşam hakkını korumak yalnızca kadınların değil, hepimizin sorumluluğudur.
Kadınlar ölmesin! Şüpheli ölümler aydınlatılsın, suç işleyenler hukuk önünde hesap versin!
ŞİŞLİ'DE BİR FOTOĞRAF, ARDINDAN GELEN ÖLÜM…
İstanbul Şişli'de 26 yaşındaki Kazakistan vatandaşı Aisulu Bekmakhanova'nın çatıda otururken çekilen fotoğrafı kamuoyuna yansıdı.
Genç kadın, kaldığı binanın balkonundan bitişik binanın çatısına geçmişti. Ev arkadaşının ifadesine göre çatının kenarında otururken uyarılmış, kendisine “Burada oturacağım, sen uyu” demişti. Ev arkadaşı fotoğrafını çektikten sonra odasına döndüğünü anlattı. Genç kadın, çatı panelinin kırılması sonucu aşağı düşerek hayatını kaybetti.
Olayla ilgili soruşturma sürüyor. Ev arkadaşı ve sevgilisi, gözaltına alındıktan sonra yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Şimdi insanın aklına sorular geliyor.
Arkadaşını çatının kenarında otururken gören biri, onun hayatının tehlikede olduğunu düşünmez mi? Onu güvenli bir yere geçirmeye çalışamaz mıydı? Yardım çağırmak mümkün değil miydi?
Elbette olayın bütün ayrıntılarını bilmiyoruz. Bir fotoğraf, tek başına suçun kanıtı değildir. Kimseyi delilsiz suçlayamayız.
Ama insan olarak şunu düşünmeden de edemiyoruz: Bir insanın hayatı gözümüzün önünde tehlikedeyken vicdanımız bize ne yapmamızı söyler?
Fotoğraf çekmek mi, yardım etmek mi?
Bu sorunun cevabını herkes kendi vicdanında versin. Bizim dileğimiz, genç kadının ölümüne ilişkin bütün gerçeklerin ortaya çıkarılması.
Vah vah, gidene… Yarım kalan bir hayat, geride kalan sorular ve acı içinde bir aile…
BEN UTANIYORUM, YA SİZ?
Mustafa Sarıgül hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar da ciddi soruları beraberinde getiriyor.
Ancak ağır suçlamalar söz konusu olduğunda, iddiaların doğrulanması, delillerin incelenmesi ve soruşturmanın sonucunun beklenmesi gerekir. Bir suçlamanın varlığı, suçun kesinleştiği anlamına gelmez.
Benim üzerinde durduğum mesele yalnızca bir kişinin adı değil. Beni asıl düşündüren, insanın insana davranışı, rıza, vicdan ve adalet meselesi.
Bir insanın iradesi dışında bir davranışa maruz kaldığı iddia ediliyorsa bu iddia ciddiyetle araştırılmalı. Kimsenin makamı, parası veya çevresi nedeniyle ayrıcalıklı olmaması gerekir.
Gerçek neyse ortaya çıksın. Suç varsa hukuk gereğini yapsın; haksız suçlama varsa o da açığa çıksın.
Ben artık insanların birbirine yaptıklarını gördükçe üzülüyorum.
İnsanlığın, vicdanın ve utanma duygusunun nereye gittiğini sorguluyorum.
Ben utanıyorum. Peki, insanın insana yaptıklarından utanmadığı bir dünyada, utanma duygusunu kim koruyacak?
KEMER SİYASETİNDE BİR BAŞLIK: AK PARTİ KAPISI KAPANDI!
Kemer Haber gazetesinin 29 Ekim 2025 tarihli manşetinde “Topaloğlu'na AK Parti kapısı kapandı” başlığı yer alıyordu.
Haberde, Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu'nun AK Parti'ye geçmek için girişimlerde bulunduğu ve bu talebin kabul edilmediği ileri sürülüyordu.
Burada önemli bir ayrım var: Gazetenin aktardığı siyasi kulis bilgileriyle resmî açıklamalar aynı şey değil. Bu nedenle iddiaları kesinleşmiş bir karar gibi sunmamak gerekir.
Ancak bu haber, Kemer siyasetinde siyasi kimlik, parti değişikliği ve seçmen güveni üzerine yeniden düşünmemize neden oluyor.
Seçmen, sandığa giderken bir partiye, bir programa ve bir siyasi anlayışa güvenerek oy veriyor.
Peki, siyasetçilerin siyasi yolculukları değiştiğinde seçmenin beklentileri ne oluyor?
Siyasette elbette değişim yaşanabilir. Önemli olan, bu değişimin gerekçelerinin açıkça anlatılması ve seçmenin iradesine saygı gösterilmesidir.
Kemer halkı da kendi değerlendirmesini yapacaktır.
BARO BİLMEZ AVUKATIN DERDİNİ!
Gündemin arasına bir de türkülü protesto girdi! Avukat Gülbeyaz Karadeniz, “Baro bilmez avukatın derdini” diye başlayıp türküyle sesini duyurdu.
Meğer avukatın derdini anlatmak için bazen dilekçe yetmiyor, türkü söylemek gerekiyormuş! Üstelik seçimden seçime hatırlanan avukatlar, bu kez türkünün nakaratıyla sesleniyor.
Bakalım baro, bu türkünün sesini duyacak mı, yoksa avukatlar yine seçimden seçime mi hatırlanacak?
PEMBE BALONLAR, PEMBE KURDELELER VE BİR UMUT
Bütün bu acı haberlerin arasında, kadınların hayatına dokunan güzel çalışmaları da unutmamak gerekiyor.
Ekim ayı meme kanseri farkındalık çalışmaları kapsamında, Belediye Başkan Yardımcısı Semih Top ve kermes alanındaki kadınlar pembe balonlar uçurdu, pembe kurdeleler dağıttı.
Küçük gibi görünen bu etkinliklerin önemli bir mesajı var: Kadın sağlığını ihmal etmeyelim, erken teşhisin önemini anlatalım, birbirimizi sağlık kontrolleri konusunda teşvik edelim.
Kadınların yalnızca acı haberlerle gündeme gelmesini istemiyoruz. Sağlıklı, mutlu, güvende ve uzun bir hayat yaşamalarını istiyoruz.
Farkındalık çalışmaları, kadınların kendi sağlıklarına daha fazla önem vermesine ve gerekli sağlık hizmetlerine başvurmasına vesile olsun.
Bazen bir hatırlatma, bir bilgilendirme, bir dayanışma hayatımızda çok önemli bir yer tutabilir.
Kadınları yalnızca kaybettiğimizde değil, yaşarken de koruyalım.
SÖZÜN BİTTİĞİ YER…
Dört işçinin ölümü, bir kadının ormanda cansız bedeninin bulunması, çatıda hayatını kaybeden genç kadın ve kamuoyuna yansıyan ağır iddialar…
Her biri farklı bir olay. Her birinin kendine özgü gerçekleri ve cevap bekleyen soruları var.
Hepsini aynı kefeye koyamayız. Ama hepsinin ardından insan hayatının, vicdanın ve adaletin önemini yeniden düşünmek zorundayız.
Ben ülkemin güzel haberlerle anılmasını istiyorum. Bilimde, teknolojide, eğitimde, tarımda, demokraside ve insan haklarında ilerlemesini istiyorum.
Kadınların korkmadan yaşadığı, işçilerin güvenle çalıştığı, adaletin herkese eşit uygulandığı bir ülke hayal ediyorum.
Çok şey mi istiyorum?
“Bir ülkenin gerçek gücü, insanını ne kadar koruduğuyla ölçülür.



Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz paylaşın.