İngiltere’nin efsanevi Başbakanı, ‘Demir Leydi’ lakaplı Margaret Thatcher’in öldüğü haberini duyunca, hafızam beni 10-15 yıl öncesine götürdü.
Bana anlatılan yaşanmış bir hikayeyi hatırladım.
Aslında herkesin kulağına küpe olması gereken bu hikayeye geçmeden önce Thatcher kimdi, kısaca ona bir bakalım.
Thatcher, bir insan için oldukça uzun sayılabilecek 88 yıllık bir ömür sürdü.
Ama ben onu, son yıllara ait fotoğrafını görmediğimden, hep başbakanlık yaptığı dönemin görüntüleriyle hatırlıyorum.
Thatcher, demokrasinin beşiği İngiltere’de 3 dönem başbakanlık yaparak, hem yakın tarihimizi, hem İngiltere’yi etkileyen bir isimdi.
‘Demir Leydi’ lakabıyla dünyaya ün saldı.
Tansu Çiller’in başbakan olmasının önünü açanın da aslında Thatcher olduğunu düşünenlerden biriyim.
Bir gazetenin attığı, ‘Leydinin topuk sesleri’ başlığını anımsayan ne demek istediğimi anlar.
* * *
Neyse, biz gelelim yazının başında bahsettiğim hikayenin içeriğine…
Ben, Tansu Çiller’e Thatcher’i çağrıştıran ‘Leydi’ yakıştırmasını yapan gazetenin Akdeniz bölge temsilcisi iken, sık sık İstanbul’a gider, iç eğitimlere katılırdım.
Bunlardan birinde bize ders veren profesör, ‘Mesleğinizde uçun… Yani, başkalarından farklı, uçuk şeyler düşünün’ dedikten sonra buna örnek olabilecek bir anısını anlatmış, şunları söylemişti;
“Biz, İstanbul’da bir üniversitede çalışan 4 profesördük. Parasızlıktan kırılıyorduk. Aldığımız üç kuruş maaş ile ay sonunu zor getiriyorduk. Bir gün Nevizade’de kafayı çekip, ‘Ne olacak halimiz?’ diye birbirimize dert yanarken aklımıza bir fikir geldi. Fikir şuydu; o dönemin ekonomiden sorumlu bakanı Işın Çelebi’yi İstanbul’a davet edecek, bir konferans tertip edip, bunun biletlerini satarak para kazanacaktık. Biletleri kaç paradan satarız, konferans salonuna, kokteyle kaç para ayırırız, bize kaç para kalır diye düşünürken 4 kişi bir büyük rakıyı devirmiştik. İkinciyi açtırdık ve onun da sonuna doğru geldiğimizde benden bir fikir çıktı; ‘Yahu arkadaşlar, Işın Çelebi’yi değil de Margaret Thatcher’i çağıralım’ dedim.
Arkadaşlar şaşırdı önce, sonra benle dalga geçtiler. Son dubleleri de atıp evin yolunu tuttuk. Sabah o akşamki profesör arkadaşlardan biri beni aradı. ‘Yahu, sen dün akşam, Margaret Thatcher’i çağıralım derken ciddi miydin?’ diye sordu. Ben tabi hiçbir şey hatırlamıyorum. Ne Margaret Thatcher’i falan derken, biz üniversitede tekrar bir ara geldik. Demir Leydi yakın zamanda başbakanlıktan ayrılmıştı. Hemen Türk Büyükelçiliği’ni aradık. Thatcher’in bir vakıf kurduğunu söyleyip bize faks telefonlarını verdiler. Bizde bir İngilizce metin hazırlayıp, İstanbul’a konferansa davet ettik, kaç paraya gelebileceğini sorduk. Gün içerisinde cevap geldi. Başında bulunduğu vakıf için 100 bin dolar istiyordu. Tamam deyip kabul ettik. Hemen bir otelle anlaştık, 400 davetiye bastırdık. Davetiyelerin tanesini bin dolardan holdinglere sattık. Demir Leydi, ekonomi konusunda konferans vereceğinden çok büyük ilgi gördü. O işten biz 250 bin dolar kazandık. Işın Çelebi’yi davet etseydik, ne bu kadar sükse yapabilirdik, ne bu kadar para kazanabilirdik. O gece, belki de rakının etkisiyle uçtuk, büyük düşündük ve bu sonuca ulaştık. Sizde uçmaktan korkmayın. Büyük düşünmekten çekinmeyin.”
Bize verilen ders buydu…
Profesörün verdiği bu ders, benim hayatımda önemli bir noktaydı.
Elimden geldiği kadar uçmaya çalıştım. Büyük düşünmeyi amaçladım.
Ve, hep o profesörün haklı çıktığını gördüm.
Sizde büyük düşünün ve uçun uçabildiğiniz kadar.
Not:Dursun Gündoğdu'nun bu yazısı Akdeniz Akşam Gazetesi'nde de yayınlanmıştır