İstanbul sular altında, vatandaş çaresiz, birikim sahipleri cevap bekliyor… Dünya yapay zekâ çağında ilerlerken biz hâlâ can güvenliğini, adaleti ve basın özgürlüğünü konuşuyoruz.
İSTANBUL SULAR ALTINDA, BİR ÇOCUK HAYATTAN KOPARILDI!
İstanbul’da şiddetli yağış hayatı felç etti. Ayazağa’da Murat Boz ve Demet Özdemir’in de bulunduğu bir stüdyoda insanlar mahsur kaldı. Kentin birçok noktasında su baskınları yaşandı.
Ama felaketin en acı haberi, henüz 14 yaşındaki bir çocuğun ölümüydü. Fatih’te, Balat Çukurbostan Parkı’nda su birikintisine basan çocuk elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti.
İnsan sormadan edemiyor: Bir parkta, yağmur suyuyla kaplanan alanda ölümcül elektrik akımı nasıl oluştu? Elektrik tesisatı ve çevre güvenliği gerektiği gibi denetlendi mi?
Soruşturma başlatıldı. Şimdi beklentimiz, elektrik akımının kaynağının ve varsa ihmallerin titizlikle araştırılması, sorumluların ortaya çıkarılmasıdır. Bir çocuğun ölümü yalnızca bir günlük haber olarak kalmamalı. Çünkü can güvenliği, felaket yaşandıktan sonra değil, önlem alınarak korunur.
35 YILLIK EMEK, CEVAPSIZ SORULAR…
Yıllarca çalışıp biriktirdiği parasının akıbetini öğrenmek isteyen insanlar var. Kimi 35 yıllık emeğini, kimi otomobilini satarak elde ettiği birikimini ortaya koymuş; kimi de borçlarının altında eziliyor.
İnsanların beklentisi çok açık: Birikimleri ne olacak? Hakları nasıl korunacak? Bu sorulara kim, ne zaman cevap verecek?
İnsanlar ayrıcalık değil, yıllarca biriktirdikleri paranın akıbetini öğrenmek istiyor.
İlgili toplantılarda sorularına net cevap bekleyen vatandaşların, “Biz biraz çalışıp gelelim” sözleriyle karşı karşıya kaldığı haberleri kamuoyundaki kaygıyı daha da artırıyor.
Kimse peşin hüküm vermek istemiyor. Ama insanların yıllarını verdiği birikimler söz konusuysa belirsizlik de cevapsızlık da kabul edilemez. Vatandaşın karşısına açık, anlaşılır ve güven veren bir açıklamayla çıkmak gerekir.
Yukarıda filler tepişir, aşağıda çiçekler ezilir. O çiçekler, emeğiyle ayakta kalmaya çalışan insanlarımızdır.
BASIN HÜRDÜR, SANSÜR EDİLEMEZ!
Halk TV hakkında yaşanan gelişmeler de basın özgürlüğü tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Kanalın sahibi hakkındaki soruşturma ve kayyum atanmasıyla ilgili haberler kamuoyunda soru işaretleri yarattı.
Elbette iddialar araştırılmalı, hukuk işlemeli. Ancak soruşturulan kişinin iddialarla karşı karşıya olması başka, halkın haber alma hakkının zarar görmesi başkadır. Suçluluk yargı kararıyla belirlenir; basın özgürlüğü ise hukuk devletinin vazgeçilmez güvencelerindendir.
Anayasa’nın 28. maddesi açık: “Basın hürdür, sansür edilemez!”
Dünya yapay zekâyla geleceği tartışırken biz hâlâ ekranların karartılmasını konuşuyorsak, burada hepimizin düşünmesi gereken bir mesele var.
“EYLÜL’LE GEL” DEDİ, EKİM’DE VEDA ETTİ…
Türk pop müziğinin unutulmaz sesi Alpay, 91 yaşında aramızdan ayrıldı. “Fabrika Kızı”, “Kara Tren” ve “Eylül’de Gel” gibi eserleriyle kuşakların hafızasına kazınan sanatçı, ardında bir dönemin anılarını bıraktı.
“Eylül’de Gel” dedi, ekimde veda etti…
Bazı sesler susar ama şarkıları hiç susmaz. Alpay’ı saygı ve özlemle anıyoruz.
SÖZÜN BİTTİĞİ YER…
Bir yanda yağmurda can güvenliğini arayan insanlar, bir yanda yılların birikimi için cevap bekleyen vatandaşlar… Diğer yanda basın özgürlüğü ve adalete duyulan güven…
Bütün bu meselelerin ortak noktası aynı: İnsanı, emeği ve yaşam hakkını korumak.
Kimse ayrıcalık istemiyor. İnsanlar yalnızca güvenli bir yaşam, emeklerinin karşılığını ve herkes için eşit hukuk istiyor.
Unutmayalım: Yukarıda kimler mücadele ederse etsin, aşağıda ezilen yine vatandaş olmamalı.


Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz paylaşın.