Kısa bir hatırlatma yapıp yeni yazıma geçeyim.
Bir süre önce, SGK Antalya İl Müdürlüğü bir rüşvet iddiasıyla çalkalanmıştı…
Olay sonrası tutulan tutanağa, AKP Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal’ın danışmanının, avukatının ve danışmanın SGK il müdür yardımcısı olan kardeşinin adları da karışmıştı.
İddiaya göre, bir iş adamından 1 milyon dolarlık SGK prim borcunu silme karşılığı 200 bin dolar istenmişti.
Ben bunu yazdıktan bir ay kadar sonra telefonum çaldı.
Arayan polis memuruydu, emniyete ifadeye bekleniyordum.
‘Hah nihayet’ dedim, savcılık bunu ihbar kabul etti ve ilgili kişilere adli soruşturma başlattı, benim de olayı gündeme getiren gazeteci olarak ifademi alacaklar diye düşündüm.
Mutlu, mutlu gittim emniyete…
Daha ilk soru; “Bu köşeyi hangi amaçla yazdın?..”
İfademi alan polise, “Bunu kim soruyor?” dedim, “Savcı bey” dedi…
Şaşırdım…
Ben ne umdum, karşıma ne çıktı…
“Yazıyı yazmaktaki amacım; Tuba Vural Çokal vekili ekarte edip onun yerine vekil olmak” derdim sayın savcım ama aklımın ucundan bile geçmedi.
Çünkü AKP’li değilim…
Tuba vekil gibi o partiden bu partiye transfer olmak mizacıma, karakterime, ahlaki anlayışıma uymaz.
Bir gün önce İYİ Partili olarak yüzüne karşı demediğimi bırakmadığım kişilere bir gün sonra AKP’li olarak hiçbir şey olmamış gibi sarılmak bana yakışmaz.
Doğru bildiğim fikrimden asla dönmem.
Çünkü, siyasi biri değilim, siyasi fırıldaklığı da bilmem…
Milletvekilliğinden emekli olup ayda 200 bin TL ile yaşamak cazip ama hiçbir şey yapmadan sadece parmak indirip kaldırmak da bana yakışmaz.
Ömür boyu VİP hizmeti, sınırsız sağlık harcamaları ayrıcalığı da öyle…
Yani vekillik gibi bir niyetim olmadığı için Tuba hanıma siyasi bir husumetim de olamaz.
Peki, amacım Tuba vekilin yerine geçmek değilse o halde yazıyı başka hangi amaçla yazmış olabilirim?..
Tuba Vural Çokal’ın danışman kadrolu koruması, eşini SGK il müdür yardımcısı yapmış.
Kardeşini de ikinci il müdür yardımcılığı koltuğuna oturtmuş.
Onları kovdurup yerine eşimi ve kardeşimi getirmeyi düşünmedim değil...
Eşime sordum, “Yardımcılıkta neymiş, yapmışken SGK il müdürü yap” dedi, kardeşim SGK il müdür yardımcılığı teklifime şu mütevazı soruyla cevap verdi;
“SSK’m da olacak mı abi”...
“Yok, düz devlet memuru” deyince, onca yıl memuriyette çalışmış, emekli olmasına rağmen hala çalışan biri olarak hık mık etti.
Yani kısaca, o yazıyı, danışmanın eşini ve kardeşini koltuğundan edip yerlerine bizimkileri oturtmak için de yazmadım.
Koskoca savcının aklına benim bu yazıyı, bir gazeteci olarak yazmış olmam gelmemiş olacak ki, “Bu köşeyi hangi amaçla yazdın?” diye sorduruyor polise…
Sayın savcım, benim amacım; Anayasa’nın bana verdiği yetkiye dayanarak, o il müdür yardımcılarının o koltuklara oturmasında, Tuba vekilin bir dahlinin olup olmadığını halk adına öğrenmekti bu biiirrr…
İkincisi, liyakat gözetilseydi, bir aileden 2 kişinin aynı kurumda il müdür yardımcısı olması kadar tesadüfi atamalar olabilir mi sorusunun cevabını bulabilmekti?..
Üççç, Tuba vekilin avukatının, iddia edildiği gibi bir iş adamından prim borcu silme karşılığı 200 bin dolar isteme cesaretini nereden bulabildiğiydi…
Belki dedim, bu yazıdan sonra haklarında soruşturma açılır, o il müdür yardımcılarını o koltuğa hangi SGK bürokratının atadığını, kimin onayını aldığını, bu atama teklifinin kimden geldiğini ortaya çıkarırlar diye düşündüm.
Bir gazeteci olarak bunları yazmakla çok çok büyük hata etmişim…
Haddimi aşmışım…
Ve bilmeden kendi idam fermanını yazmışım…
Hem yazımda, hem de SGK il müdürü tarafından tutanağa alıp bakanlığa gönderilen bilgi notunda yer alan iddiaları muhataplarına sormak yerine, bana ‘Hangi amaçla yazdın?’ diye sorulduğu an benim adalete güvenim bir kez daha sarsıldı.
Eşini ve kardeşini Antalya’ya il müdür yardımcısı yapan, rüşvet pazarlığında adı geçen vekil danışmanının ifadesi değil, benim ifadem alınıyordu.
Savcılık, o danışmanın kardeşinin bir rüşvete aracılık ettiği iddiasını değil, bunu yazan bir gazeteciyi sorguluyordu.
O rüşvet iddiasında adı geçen Tuba hanımın avukatını çağırıp, ‘Bu iş adamından 200 bin dolar rüşvet istedin mi?” diye sormayanlar, bana bunu, “Hangi amaçla yazdın?” diyordu.
Yıkıldım…
Yayalara yanan yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken, bir aracın altında kalan adama, “Hangi amaçla yeşil ışıkta geçiyordun” demek gibi bir şeydi bu…
Tuba hanım, bakın…
Siz benim o yazımdan sonra, iki kez mahkemeye koştunuz.
İlkinde yazıya jet hızında erişim yasağı getirttiniz, sonra hakkımda şikayetçi oldunuz.
Ardından sosyal medya hesabınızdan bir kamuoyu açıklaması yaptınız.
Egonuz o kadar yüksek ki, açıklamanızı yazının çıktığı Gün Haber’e gönderme gereği bile duymadınız.
Fakat ben, bir gazeteci sorumluluğu gereği o açıklamanızı sosyal medyanızdan alıp Gün Haber’de manşetten verdim.
İtiraf ediyorum, yanlış yapmışım…
Şimdi o açıklamanızı kendi isteğimle erişimden kaldırıyorum.
Siliyorum, yok ediyorum.
Eğer bu yazdıklarımdan dava açılırsa da başım dik, gönlüm rahat, belgelerim elimde yargılanmaya hazırım.
Sayın savcım, hani polise sordurdurdunuz ya, ‘Amacın ne?’ diye…
Benim amacım, kavgam; basın özgürlüğü kavgasıdır, amacım da işte bu…
Yoksa Tuba vekille ne işim olabilir…
Bu memleketten vekil olarak bir Tuba gider, bir başkası gelir…
Ama basın özgürlüğü gitti mi, memleket de gider…
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|||||
|
|
|||||||
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |
|
||||||||||||
|
|
||||||||||||
![]() Koç ![]() 21 Mart - 20 Nisan
|
||||||||||||
|
||||||||||||
|
||||||||||||

