"1929 yılında Adana’da doğan Gülizar, ilk ve ortaokulu Mersin’de, lise öğrenimini ise Ankara Kız Lisesinde tamamladı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1956 yılında bitiren Gülizar, avukatlık stajının ardından mesleğini tercih etmeyerek aynı yıl Ankara Radyosu’na girdi. 1968 yılında başlayan televizyon yayınlarıyla TRT’de haber spikeri olarak ekranlara çıkan Gülizar, radyo ve televizyonda kadın olarak ’ilk açık havada haber okuma’, ’ilk naklen yayın’ ve ’ilk röportaj’ gibi birçok yeniliğe imza attı.
Yaklaşık 30 yıl çalıştığı TRT’den 1982 yılında emekliye ayrılan Gülizar, emeklilik döneminde de çok sayıda ajans ve yayın kuruluşunda yazar, muhabir ve eğitmen olarak görev yaptı. 1997 yılında kurulan Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesinde dersler veren Gülizar, Kanal B televizyonunda da çeşitli programlar yapıp, söyleşiler hazırladı.
Çok sayıda kitabı bulunan Jülide Gülizar, pek çok ödülün de sahibiydi."
Gün Haber yazarlarından Mustafa Tuncel, Jülide Gülizar'ı yazdı:
Türkçenin annesi
Jülide Gülizar… Meslekte ilk hocalarımdan…
Daha çocukluk yıllarımda, evlerin başköşesini tutan devanası radyolardan yayılırdı sesi. Radyo büyüktü ama yine de o çocuksu soru: Nasıl olur da sığabilirdi oraya?
Günün birinde 24 yaşında bir delikanlı TRT’den içeri girecekti ve dev radyoya sığabilen, aslında orta boylu, orta kütleli, gerçek bir dev ana ile bir arada çalışacaktı.
TRT’de bir sürü sınav, eleme ve ayıklamadan sonra işe başladığımda boyumdan büyük işleri üstüme atacaklardı. Henüz haftamı doldurmadan önemli bir basın toplantısına göndermişti Haber Müdürü beni. Dönemin Çalışma Bakanı, işçi haklarıyla ilgili son iyileştirmeler üzerine bir sürü yeniliği duyuruyordu.
Basın toplantısını izledim, notlarımı tuttum, “Nagra” marka 18 kiloluk teybe de Bakanın sesini kaydettim. (Bu ağır teypleri taşımaktan genç yaştaki biz muhabirlerin bile omzu çöker, köprücük kemiği yamulurdu; “meslek hastalığı” derdik bunlara…) Basın toplantısının bitiminde ağır yükümle Kızılay’dan Kavaklıdere’ye bir koşu gittim. Radyoda ana bültene on dakika var. Önümdeki yazı makinesine (Olivetti marka daktilo) bir iki vurdum. Zaten “on parmak” henüz yok, hiçbir zaman da olmadı. “İki parmakçı” da değilim. Herkesten farklı, her şeyden dışarı özgün bir vuruşum var: “Dört parmak”! Mısırı tencereye korsun da yavaş yavaş patlamaya başlar, taneler kapağa vurur… O tempoyla üç-beş dakika daha yitirdim. Haber Müdürü kolumdan tuttuğu gibi dışarı savurdu beni: “Notlarını kap, stüdyoya gir!”
Merdivenleri beşer atlayarak bodruma indim. Nefes nefese girdiğim stüdyoda güleç ve güvenli yüzüyle bültene başlayan biri, Jülide Gülizar:
“BURASI TÜRKİYE RADYOLARI! Sayın Dinleyiciler, TRT Haber Merkezi’nin hazırladığı haber bültenini sunuyoruz. Önce özetler: Çalışma Bakanı… “
Stüdyoya ilk kez giriyorum. Üstelik canlı yayın, üstelik ilk haber de benden!..
“Canlı” girdiğim stüdyodan cansız çıkabilirdim fakat öyle bir devin kolları altındaydım ki birkaç saniyede heyecanı aştım, bülbül gibi şakıdım...
Sonraki aylarda TV röportajları yaparken yine onun ve çağdaşlarının mükemmel hocalığı yol açtı bana, bizlere…
Bir sözcüğü, bir cümleyi kurarken, kullanırken; onun kalın gözlüklerinin altından hatamızı yakalayacağı kaygısını taşıdık hep. Nerede olursa olsun, yayında, nöbette, iş dışında, evinde, yıllık izinde, hiç fark etmez; Türkçenin müfettişi gibi ensemize yapışır, Türkçenin anası gibi sevgiyle eğitirdi çevresindekileri.
Türkçenin gürül gürül akışıyla bağırıyorum ardından: Teşekkürler Ana! Teşekkürler Jülide Abla!
Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz paylaşın.