Çıktık geldik bozkırın ortasından. Konya nere, Akdeniz nere... Bakmayın Sille’nin gavinnesi eksik olmasa da soframızdan, bildiğimiz balık Beyşehir’in sazanı, kızılkanatı, Akşehir’in turnasıydı. Annem havyar kurardı küplere ama zevkle tırtıklamaya gittiğimiz İstanbul’da öğrendik lakerdayı. Oysa deniz; tekne veya tatil değilmiş, onu da Antalya’da öğrendik.

Denizci Hüseyin Seğmen ağabeyle tanıdık denizi. Yalnız denizi mi?

Balığı, üzümü, şarabı, Kabataş Liselileri, Amasra’yı o sevdirdi. Sabahın köründe denize açıldık, barbunları yedik, şaraba vurduk; deniz tuttu, dizlerinde sızdık. Dostluğunu, dostlarını paylaştı; masalarına bir sandalyeyi de bizim için koydular.

Bir gün dedi ki: “Eğer denizi, denizciyi tanıyacaksan ‘torna/çarkı’ bileceksin.”

O gün bugündür fakirin kuru fasulyesi bizde bir kutlama ziyafetine dönüştü.

Torna/çark; geminin limana yaklaşması, uzun bir seyrin bitmesi şerefine verilen son yemek... Limana vuslatı, kazasız belasız tamamlanan seferi ve karaya kavuşmayı simgelemesiyle deniz kültürümüze yerleşti.

Deniz dostları zaman zaman torna/çark günlerinde bir araya geliyoruz. Bugün de o günlerden biri. Deniz Platformu Başkanı İzzet Ünlü’nün ev sahipliğinde, sevgili İnanç Kendiroğlu’nun ofisinde kuru fasulyeye kaşık salladık…

Gazeteci Haşmet ÖYKEN