Çanakkale’yi unutanın bayramı da eksik olur
Aynı sofraya hasret bir milletin bayramı
18 Mart…
Bir milletin küllerinden yeniden doğduğu gün.
Çanakkale; imkânsızlıkların inanca yenildiği, yokluğun direnişe dönüştüğü bir destandır.
Vatan uğruna gözünü kırpmadan can verenlerin yazdığı bu tarih, ne kalemle ne sözle anlatılabilir…
Çünkü onlar, tarihi kanlarıyla yazdılar.
“Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” diyerek bir milletin kaderini değiştiren Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir savaşı değil, bir ulusun geleceğini kazandı.
“Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı;
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatan…”
Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı’nda dile getirdiği bu dizeler, bize her adımımızın altında bir emanet olduğunu hatırlatır.
Bu vatan, sıradan bir toprak değil; uğruna can verilmiş kutsal bir mirastır.
Ama bugün…
Bir düğmeye basılarak masumların yok edildiği bir dünyada yaşıyoruz.
Çocukların, kadınların, sivillerin göz göre göre katledildiği bir çağdayız.
Oysa Çanakkale bize şunu öğretmişti:
Savaş bir övünç değil, bir mecburiyettir…
Asıl zafer ise barışta saklıdır.
Ve şimdi…
Ramazan bitti, Ramazan Bayramı’na ulaştık.
Ama bu bayram…
Eskisi gibi mi?
Bir zamanlar bayram;
Evlerde günler öncesinden başlayan hazırlıktı…
Tepsilerde açılan baklavalar, kahvenin yanında ikram edilen likörler, akide şekerleri…
Bayram sabahı giyilmek için başucuna konulan yeni ayakkabılar…
Beyaz mendiller içinde verilen harçlıklar…
Kapı kapı dolaşan çocuklar, mahalle panayırları, macun sıraları, çata pat sesleri ve kahkahalar…
Bayram; paylaşmaktı.
Bayram; büyüklerin elini öpmekti.
Bayram; kalpten kalbe kurulan en sade köprüydü.
Ama bugün…
Ne yazık ki o sofralar eskisi gibi kurulamıyor.
Ekonomik şartlar ağır…
Bir ailenin aynı sofrada buluşması bile artık bir maliyet hesabına dönüştü.
Bir emekli dedenin, bir ninenin iç burkusu değil midir bu?
Torununa harçlık verememenin mahcubiyeti…
Şeker, çikolata ikram edememenin hüznü…
Artık kapı çalmak yerine telefon açıyoruz,
Telefonla konuşmak yerine ise anlamsız emojiler gönderiyoruz…
Bu, ne kadar duygusuzlaştığımızın bir göstergesi değil mi?
Aynı evin içinde bile birbirine yabancı olduk.
Aile dediğimiz o sıcak çember her geçen gün daralıyor.
Gençler, o eski bayramların ruhunu hiç tanımadan büyüyor.
Ve buradan bir sözümüz var…
Bir büyüğünüz olarak sesleniyoruz:
Çocuklarınıza bayramı anlatın.
Sadece bir tatil olmadığını öğretin.
El öpmenin, hatır sormanın, paylaşmanın ne demek olduğunu hatırlatın.
Çünkü unutulan her değer,
Bir sonraki nesilde yok olur.
Bastığın toprağı alelade bir toprak olarak görme…
Altında binlerce şehidin yattığını bil.
Sen şehit çocuğusun;
Atalarının mirasını incitme,
Bu cennet vatanı asla teslim etme.
Bu mübarek günlerde dileğimiz;
Savaşların sustuğu,
Çocukların ölmediği,
İnsanlığın yeniden hatırlandığı bir dünya…
Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kahramanlarımızı ve aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor;
Bu Ramazan Bayramı’nın barışa, huzura ve vicdanımıza dönüşe vesile olmasını diliyorum.
Önceki sayfa
Sayfa başına git
|
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |


