Bir gecede alınan kararlarla hayatların altüst olduğu günlerden geçiyoruz.
Dün gece kapatılan bir üniversite, ertesi gün yeniden açılıyor…
Peki o arada yaşanan travma ne olacak?
31 yıllık bir eğitim kurumu…
Binlerce öğrenci…
Yıllarca emek vermiş akademisyenler…
Çocuklarının geleceği için bir yıllık okul ücretini ödeyen aileler…
Gece yarısı yayımlanan bir kararname ile herkes aynı soruyu sormaya başladı:
“Neden?”
Ama cevap yok…
Ertesi sabah sınava gitmek için evden çıkan öğrenciler kapıda polis barikatı ile karşılaşıyor.
Yemek götürülmesin diye kurulan engeller…
Kapıda sabaha kadar nöbet tutan gençler…
Öğretim üyeleri ile öğrencilerin yaşadığı arbede…
Dün öğrenciye kalkan tutan, biber gazı sıkan polis; bugün aynı kapıyı açıyor.
Şimdi soruyorum:
Dünyada bunun bir örneği var mı?
Kanunla kurulan bir üniversite, bir imza ile kapanıyor…
Ertesi gün başka bir imza ile yeniden açılıyor…
Bu mudur hukuk güvenliği?
Bu mudur gençlere verilen değer?
O çocuklar şimdi hangi psikolojiyle sınava girecek?
“Okulum yarın açık olacak mı?” korkusu yaşayan bir gençten başarı mı bekleniyor?
Daha vahimi; neden kapatıldığı da tam açıklanmıyor, neden açıldığı da…
Ortada sadece kaos, korku ve güvensizlik kalıyor.
Ve sonra dönüp gençlere “geleceğimizsiniz” diyoruz…
Bir ülke gençlerini korkutuyorsa geleceğini kaybediyor demektir…
Ülke zaten ekonomik olarak yangın yeri…
Bir bardak çayın 40 liradan başlayıp 100 liraya kadar çıktığı günlerde insanlar artık bırakın tatili, bir kafede oturup nefes almayı bile hesap ediyor.
Emekli çaresiz…
Genç umutsuz…
Aileler tükenmiş…
Bir yanda siyasette bitmeyen koltuk kavgaları…
Bir yanda sokakta öfke…
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin düştüğü hale bakınca insanın içi acıyor.
Koca koca insanlar birbirine bağırıyor, kavga ediyor, polis kalkanları yine araya giriyor.
Bir başka acı görüntü de ekranlara yansıyan o sahnelerdi…
Kırılan kapılar…
Yerlere atılan çerçeveler…
Duvarlardan öfkeyle indirilen resimler…
Değişim yapmak başka şeydir, öfkeyle yıkmak başka…
Bir kurumu devralabilirsiniz…
Yönetimi değiştirebilirsiniz…
Ama bunu biraz saygıyla, biraz vakar ile yapmak bu kadar zor mu?
Nedir bu hırs?
Nedir bu kin?
Orası bir savaş alanı değil…
Orası yılların emeğinin, anılarının, insanların aidiyet duygusunun olduğu bir yer.
Hele ki Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bir partinin içinde bu görüntüleri görmek insanın içini daha da acıtıyor.
Öfkenin kazandığı yerde saygı kaybeder…
Artık biraz durmayı öğrenmek gerekmiyor mu?
Bazı şeyleri bırakmayı bilmek de erdemdir.
Belli bir yaştan sonra insan bazen koltuğu değil, saygınlığını korumalıdır.
Topluma sürekli öfke gösterilmesinden yorulduk artık…
İnsanlar ekran açınca huzur görmek istiyor, kavga değil.
Ben kendi adıma artık televizyon izlemek istemeyen milyonları çok iyi anlıyorum.
Çünkü bu görüntüler bizim ülkemize yakışmıyor.
Bayram geliyor diyorlar…
Ama ben uzun zamandır bayram hissi yaşamıyorum.
Hele Kurban Bayramı’nda sokaklarda gördüğümüz görüntüler…
Kaçan hayvanlar…
Korkuyla sürüklenen canlar…
Çocukların gözleri önünde yaşanan vahşet…
Bunları gördükçe içim parçalanıyor.
İnancını gerçekten usulüne uygun yaşayan, dini kurallara göre saygıyla ibadetini yerine getiren insanlara sözüm yok.
Ama eziyet ederek, korkutarak, can yakarak yapılan hiçbir şeyin sevap olduğuna inanamıyorum.
Bugün bir çocuğun başını okşamak…
Bir hastanın elinden tutmak…
Bir öğrencinin eğitimine destek olmak…
Bir yoksulun mutfağına umut bırakmak…
Belki de en büyük iyilik budur.
Artık insanların kredi çekip kurban kesmeye çalıştığı bir dönemdeyiz.
Oysa aynı parayla bir öğrencinin bursu ödenebilir, hasta bir çocuğun ilacı alınabilir, bir ailenin mutfağı dolabilir.
İyilik sadece gelenekleri tekrar etmek değildir.
İyilik, vicdanı koruyabilmektir.
Bayram, insanın içi huzurluysa bayramdır…
Bir de bayramların en acı gerçeği var…
Kara yollarında kaybettiklerimiz…
Her bayram sonrası ekranlara düşen aynı haberler…
Parçalanan araçlar, yanan otobüsler, geride kalan gözyaşları…
Birkaç saat erken varmak uğruna biten hayatlar…
Uykusuz direksiyon başına geçenler, aşırı hız, dikkatsizlik, dönüşü olmayan hatalar…
Lütfen…
Bu bayram kimse bir telefonu “başınız sağ olsun” diye açmasın.
Sevdiklerimize sağ salim kavuşmak, gideceğimiz yere birkaç dakika geç varmaktan çok daha değerli.
Yollar öfkeyle değil sabırla gidildiğinde bayramdır.
Tatil dönüşü acıya dönüşmesin…
Bu ülkenin artık yeni acılara değil, biraz huzura ihtiyacı var…
Son söz;
Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinleştiği,. İnsanların birbiriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir… Umarım ülkece bunu başararak geçireceğimiz bir Bayram yaşanır….
Önceki sayfa
Sayfa başına git
|
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |




