Antalya’da nostalji tramvayının geleceği tartışılıyor.
Bir taraf; araçlardan birinde çıkan yangını, yolcu güvenliğini ve titreşimin tarihî yapılara zarar verme ihtimalini gerekçe gösteriyor. Diğer taraf ise bu iddiaların bilimsel olarak kanıtlanmadığını savunuyor. Muhtarlar, bölge halkı ve bazı sanatçılar tramvayın yenilenerek hizmete devam etmesini istiyor.
Önce şu ayrımı yapalım:
Nostaljiyi savunmak, güvenlik risklerini görmezden gelmek değildir. Güvenliği savunmak da tramvayı kaldırmayı gerektirmez.
Araçların ekonomik ömrü bittiyse yenilenir. Elektrik ve klima sistemleri risk oluşturuyorsa değiştirilir. Titreşimin tarihî yapılara etkisi bağımsız kurumlar ve üniversiteler tarafından ölçülür. Zarar tespit edilirse ray, zemin, hız ve araç teknolojisi yeniden düzenlenir.
Bir araçta yangın çıktı diye toplu taşıma hattını kaldırmak, bir otobüs arızalandığında otobüs seferlerini tamamen sonlandırmaya benzer.
Asıl tartışmamız gereken şudur:
Antalya’nın kent merkezinde araçları mı, insanları mı taşımak istiyoruz?
Ben trafik planlaması konusunda hep şunu söylerim: Birisi size araçların bir yerden başka bir yere nasıl daha hızlı götürüleceğini anlatıyorsa oradan uzaklaşın. İnsanların daha güvenli, konforlu, ucuz ve kısa sürede nasıl ulaştırılacağını anlatıyorsa onu can kulağıyla dinleyin.
Çünkü kentler araçlar için değil, insanlar için kurulur.
Otomobil sayısı arttıkça daha fazla yol, kavşak ve otopark yapmak zorunda kalırsınız. Yeni yollar kısa süre sonra yeni araçlarla dolar ve aynı sorun yeniden başlar. Bu kısır döngüyü sürdürürsek bir gün sekizinci kattaki evimizin balkonunun önünden araç geçmesine şaşırmayız.
Daha fazla otomobile yol yetiştiremeyiz; insanlara ulaşım seçeneği üretebiliriz.
Bu nedenle toplu taşıma önceliğimiz olmalıdır. Tramvaylar aynı yol üzerinde daha fazla insan taşır, otomobiller gibi saatlerce park alanı işgal etmez ve kişi başına daha az emisyona neden olur.
Nostalji tramvayına da bu açıdan bakmalıyız. Hattı kaldırmayı değil; güvenli, sessiz, erişilebilir ve çağdaş teknolojiyle yenilemeyi konuşmalıyız. Ardından bir adım daha ileri giderek bölgenin yayalaştırılmasını tartışmalıyız.
Yayalaştırmaya karşı genellikle “Esnaf müşteri kaybeder” deniliyor. Oysa alışverişi araçlar değil, insanlar yapar. İnsan rahatça yürüdüğü yerde daha uzun süre kalır; yalnızca aradığı dükkânı değil, yol üzerindeki diğer işletmeleri de fark eder. Araştırmalar, doğru tasarlanmış yaya bölgelerinin ticari işletmeler üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu gösteriyor. Ancak bunun için gölgelendirme, oturma alanları, engelsiz erişim, toplu taşıma bağlantıları ve yük indirme çözümleri birlikte planlanmalıdır.
Müze–Kalekapısı–Işıklar hattı; tramvayı, yaya alanları, bisiklet yolları ve tarihî dokusuyla bütüncül biçimde ele alınabilir. Teknik raporlar kamuoyuna açıklanmalı; muhtarlar, esnaf, üniversiteler, meslek odaları ve yurttaşlar sürece katılmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca nostalji tramvayının rayda kalması değildir.
Mesele Antalya’nın araçlara değil, insanlara öncelik veren bir geleceğe doğru ilerlemesidir.
Önceki sayfa
Sayfa başına git
|
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |


