İstanbul’dan dün gece döndüm…
Orada yaptığımız görüşmelerden umutla ayrılmıştım. Bir ulusal kanalda hazırladığımız haber programı ana haberde yayınlandı. Sanatçılar için yapılması planlanan huzurevi projesini de görüştük. Geçen yazımızda bahsetmiştik… Belki yıllarca alkışlanan ama bugün yalnız bırakılan sanatçılar için bir umut olur diye düşündük. Ayrıca bir YouTube kanalına da konuk oldum. İnsan ister istemez “belki bir şeyler değişir” diye umutlanıyor…
Ama sabah gelen haber bütün umutların üstüne ağır bir gölge gibi düştü.
“Yaşlısın sen, sokakta kal…”
Huzurevlerine kabul yaşının artık 70’e çıkarılacağı konuşuluyor. Üstelik kabul de bir sürü şarta bağlanmış durumda. Evsiz, işsiz, güvencesiz insanların hali ne olacak? Devlet baba dediğimiz yerden gelen bu karar insanın içini acıtıyor. Sokakta kalan, yalnız yaşayan, kimseye yük olmamaya çalışan insanlar ne yapacak?
GENÇLER NEDEN KORKUYOR?
Hayat zaten çok zor…
Hayat pahalılığı, iş bulma sıkıntısı gençlerin belini büküyor. Psikolojiler bozuluyor. Evlenmek ayrı dert, masraf ayrı dert… Mütevazı bir düğün bile artık milyonlarla konuşuluyor. Çocuk desen, doğduğu andan itibaren büyük sorumluluk ve masraf. Eğitim kaygısı, sokaklardaki güvensizlik, ekonomik yetersizlik… Gençler neden çocuk yapmaktan korkuyor diye sormadan önce bunları düşünmek gerekmiyor mu?
Bir yandan sürekli “aile kutsaldır”, “gençler evlensin”, “çocuk yapılsın” deniliyor…
İyi güzel de; gençler hangi maaşla ev kuracak?
Hangi güvenle çocuk büyütecek?
Hangi psikolojiyle geleceğe umutla bakacak?
Sadece nasihat vererek nüfus artmıyor…
İnsanlar önce yaşayabildiğini hissetmek istiyor.
Bugün bırakın ev almayı, kirayı ödeyebilmek bile mücadele olmuş durumda.
Gençler gelecek kaygısıyla boğuşurken, yaşlılar yalnızlık korkusuyla yaşıyor.
Bir toplum sadece “aile” kelimesini çok söyleyerek güçlenmez…
İnsana gerçekten sahip çıkarak güçlenir.
ANNELİK DOĞURMAK MIDIR?
Bir de şu günlerde konuşulan Bosch reklamı ve yapılan linçler var…
“Anne olmak rahimle değil, vicdanla başlar.”
Bazı insanların ne kadar istese de ne yazık ki çocuğu olmuyor. O sevgiyi evcil hayvanına veriyor. Bazıları hem çocuğuna hem can dostuna aynı sevgiyi verebiliyor. Çünkü annelik sadece doğurmak değildir.
Anne olmak; kalben, vicdanen, sabırla, özveriyle sahip çıkabilmektir.
Doğurup bebeğini poşete koyup çöpe atanları da görüyoruz… O yüzden tekrar söylüyorum; annelik sadece biyolojik bir durum değildir. Bir canlıya şefkatle yaklaşabilmek, onu koruyabilmek, sevgiyi hissettirebilmektir annelik.
Kimsenin bir kadının annelik tercihlerini sorgulamaya hakkı yok.
İster doğurur…
İster evlat edinir…
İster bir sokak hayvanına annelik yapar…
Kime ne?
Tam da Anneler Günü yaklaşırken bu kadar büyük sorunlarımız varken böyle anlamsız polemiklerin büyütülmesi bana çok yersiz geliyor.
DOĞA DA ARTIK İSYAN EDİYOR
Bir yanda da doğa bize artık başka şeyler söylüyor…
Şanlıurfa Birecik’te yaşanan felaket içimizi yaktı.
Mayıs ayında çatılar uçtu, sel bastı, fırtına, hortum derken hayat adeta felç oldu. “Süper hücre” fırtınası deniliyor… Bir vatandaş hayatını kaybetti, onlarca yaralı var. Günlerdir elektriğin olmadığı söyleniyor. İnsanlar deprem yaşamış gibi korku içinde…
Ve insan düşünmeden edemiyor…
Doğayı bu kadar hoyratça kullanmanın bedelini artık ağır ağır ödüyor olabilir miyiz?
Bir vatandaşın “Sahilde ağaç kalmadı” diye feryat edişi kulaklarımda kaldı…
Beton yükselirken doğa yok oluyor. Sonra bir gün doğa da hesabı kendi diliyle soruyor.
Böylesine büyük bir felaketin ana haberlerde yeterince yer bulmaması da ayrıca düşündürücü…
VİCDANIMIZI NE ZAMAN KAYBETTİK?
Bir de artık vicdanlarımızı sorgulatacak görüntüler görüyoruz…
Bir market çalışanının, zavallı bir kediyi yanına sever gibi çağırıp yüzüne yağ sökücü sprey sıkması…
İnsan bunu izlerken gerçekten ne diyeceğini bilemiyor.
Bu nasıl bir öfke?
Bu nasıl bir psikoloji?
Bir canlıdan bu kadar nefret edebilmek normal olabilir mi?
Bugün savunmasız bir hayvana bunu yapan, yarın bir insana zarar vermez mi?
Vicdanını kaybeden insanın sınırı olur mu?
Sonra da “işten çıkarıldı” deniliyor…
Tamam çıkarıldı da, peki ya o hayvanın yaşadığı korku?
Peki toplumun içine karışmış o öfke dolu ruhlar?
İşte insan bazen korkuyor…
Bu kadar öfke, sevgisizlik, tahammülsüzlük normalleşirse daha kaç felaket göreceğiz diye düşünmeden edemiyor.
Derler ya; “Rabbimin sopası yok…”
Belki de yaşadığımız onca felaketin altında biraz da kaybettiğimiz vicdanlarımız yatıyordur…
ONLAR ÇOĞU İNSANDAN DAHA İNSAN
Bir de çıkıp “Kediden köpekten evlat mı olur?”, “Onun adı can değil, it…” diyenler var…
İşte tam da burada ayrılıyor yollar…
Çünkü bazı insanlar sadece insan olmayı biliyor, bazıları ise gerçekten vicdan taşımayı…
Ben şunu çok net söylüyorum;
O küçümsedikleri canlar, çoğu zaman birçok insandan daha vefalı, daha temiz, daha sevgili…Karşılıksız sevgi veren o canlara “değersiz” demek insanlığa yakışmıyor.
Hem ne demek “can değil?”
Can dediğin nefes alan, hisseden, korkan, acı çeken her varlıktır.
Kimi insan insana bile tahammül edemezken, hayvanlar sevgiyi hâlâ saf haliyle gösterebiliyor. Ne acı;
“İnsanlar artık sevgilerini bile savunmak zorunda kalıyor.”
Ben yıllardır şunu söylerim;
Hayvanlar çoğu zaman insana, bazı insanlardan daha dosttur…
Ve merhamet sadece insana gösteriliyorsa, onun adı gerçek merhamet değildir…
SON SÖZ…
Belki bugün en çok ihtiyacımız olan şey; birbirimizin hayatına hükmetmek değil, birbirimizin yarasını anlayabilmek…
Çünkü bu ülkede artık insanlar sadece geçim derdiyle değil, sevgilerini nasıl yaşayacaklarını anlatmak zorunda bırakılıyor.
Oysa sevgi yargılanmaz…
Annelik küçümsenmez…
Yalnızlık görmezden gelinmez…
Ve bir toplum; yaşlısına, kadınına, çocuğuna, hayvanına nasıl davrandığıyla insan kalır…
Bugün annesi olmayan çocuklar var…
Anne sevgisini hiç tatmadan büyüyenler var…
Anne olamamış, içi yaralı kadınlar var…
Yeni ya da yıllar önce annesini kaybetmiş insanlar var…
Belki de Anneler Günü’nü kutlarken biraz daha dikkatli, biraz daha vicdanlı olmak gerekiyor. Çünkü anne çok kutsal bir varlık… Ama her doğuran anne olamıyor.
Son sözüm de tüm annelere…
Doğuran, doğuramayan…
Evlat edinen…
Yüreğinde annelik sevgisi taşıyan…
Yeni anne olacak anne adayları…
Tüm annelerimizin Anneler Günü’nü yürekten kutluyorum.
Ebediyete intikal etmiş annelerimizi de rahmet, sevgi ve özlemle anıyorum…
Önceki sayfa
Sayfa başına git
|
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |


