İyiliğe olan inancımızı da mı kaybediyoruz?

Sosyal medyada karşıma ilk çıktığında şaşırmıştım. Ankara Abisi…

İhtiyaç sahiplerine yardım eden, hastaların tedavilerine destek olan, evsizlere ev bulan, zor şartlarda yaşayan insanlara el uzatan bir isim. İzlediğim görüntülerde kimi zaman bir ailenin derdine çare oluyor, kimi zaman çaresiz bir insanın hayatına dokunuyordu.

Ben kendisine hiç para göndermedim. Ama yaptığı yardımları izledim, sevindim. Çünkü birilerinin hiç tanımadığı insanların derdini kendi derdi gibi görmesi, insanın içini umutla dolduruyordu.

Bir görüntü hafızama kazındı: Anne ve babaları tarafından terk edildiği söylenen üç çocuğun bir ahırdaki içler acısı hâli… Çocuklardan birinin hayvan pislikleri arasında bulunduğu görüntüler beni çok üzmüştü. Ankara Abisi’nin çocukları oradan kurtardığı, tedavilerini yaptırdığı ve onlara ev tuttuğu anlatılıyordu.

O gün kendi kendime, “Kim bu insan?” diye sormuş, yaptığı yardımlar için minnet duymuştum.

Bir tas çorbayla başlayan iyilik

Ankara Abisi’nin kendi anlatımına göre hikâyesi, Ankara Şehirlerarası Terminal İşletmesi’nde güvenlik görevlisi olarak çalıştığı dönemde başladı. Kendi imkânlarıyla ihtiyaç sahiplerine çorba dağıtmasıyla başlayan yardım faaliyetleri zamanla büyüdü.

İşte benim de aklıma takılan soru o zaman başladı: Bu değirmenin suyu nereden geliyordu?

Çünkü yardımlar büyüyor, daha çok insana ulaşılıyor, tedaviler yapılıyor, evler tutuluyordu. Buna karşılık kendisinin eski yaşamını sürdürdüğü anlatılıyordu.

Elbette büyük yardımların arkasında bağışçılar ve gönüllüler olabilir. Benim sorguladığım iyilik değildi; bu kadar büyüyen bir yardım hareketinin kaynaklarının nasıl yönetildiği ve hesabının nasıl verildiğiydi.

“Gelin, derneğin kapısında hepsi yazıyor!”

Kendi açıklamasında, 2025 yılında kimin ne kadar bağış yaptığının ve kime ne kadar yardım ulaştırıldığının derneğin kapısında asılı olduğunu söylediği aktarılıyordu.

Bu söz, bağışların hesabının açıkça verildiği izlenimini oluşturuyordu. İnsanlar da böyle bir şeffaflık gördüklerinde güvenmek, destek olmak isterler.

Ben bağış yapmadım ama yapan insanlar vardı. Onların iyi niyetini, yardıma muhtaç bir insanın hayatına dokunma arzusunu düşündüm.

Şimdi soruyorum: Bir yardım kuruluşunda şeffaflık yalnızca açıklama yapmakla mı sınırlıdır, yoksa gelirlerin ve giderlerin güvenilir kayıtlarla ortaya konulmasını da mı gerektirir?

Bence asıl mesele budur. Çünkü bağış, bir insanın başka bir insana duyduğu güvendir. O güvenin karşılığı ise hesap verebilirliktir.

Peki, Ankara Abisi’ne ne oldu?

Son günlerde Yasin Oyanık hakkında gözaltına alındığı yönünde haberler ve sosyal medya paylaşımları gündeme geldi. Yasa dışı bahis bağlantılı para hareketleri ve kara para aklama şüphesi gibi ağır iddialar da konuşuldu.

Ancak bu iddiaların ve gözaltı durumunun resmî kaynaklardan doğrulanması gerekir. İddialar kesinleşmiş bir suç anlamına gelmez. Bir insanı peşinen mahkûm edemeyiz; aynı şekilde, iyi işler yaptığına inanarak her türlü sorudan da muaf tutamayız.

Yardım çalışmalarında birlikte bulunduğu belirtilen kişilerin açıklamaları da tek başına iddiaların doğru ya da yanlış olduğunu kanıtlamaz. Şimdi hepimizin beklediği şey açık ve güvenilir bilgiler. Bir usulsüzlük yoksa insanların zihnindeki soru işaretleri giderilmeli; bir suç varsa da hukuk gereğini yapmalı.

Asıl darbe vicdanlara vuruluyor

Beni asıl üzen, bir kişinin başına ne geldiği kadar, bu tür olayların toplumda yarattığı güvensizlik.

Yardım kuruluşları ve bağışlarla ilgili daha önce yaşanan tartışmalar da hafızalarda. Her olay kendi gerçekleri içinde değerlendirilmelidir. Ancak bütün bu tartışmaların toplumda bıraktığı ortak bir soru var: Kime güveneceğiz?

İnsan bir süre sonra yardım isteyen herkesten şüphelenmeye başlarsa ne olacak? Gerçekten çaresiz bir insan kapımızı çaldığında, “Ya bu da bir oyun ise?” diye düşünürsek ne olacak?

İşte benim korkum bu.

Bir gün yardıma muhtaç birini gördüğümüzde elimizi uzatmaya çekinir hâle gelirsek, kaybettiğimiz yalnızca paramız değil, insanlığımız olur.

İyilik, sorgulanamaz bir ayrıcalık değildir; güven ise şeffaflıkla güçlenir.

Ankara Abisi için dileğim, gerçeklerin bir an önce ortaya çıkması. Umarım izlediğimiz iyilik hikâyesi bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Çünkü ben onun yaptığı yardımlara sevinirken aslında yalnızca bir insana değil, hâlâ iyiliğin mümkün olduğuna inanmak istiyordum.

Ne olur, insanları iyilik yapmaktan soğutmayalım. Ne olur, bir başkasının çaresizliğini fırsata çevirmeyelim. Ve ne olur, insanların son kalan güven duygusunu da tüketmeyelim.

Çünkü bazen bir insanın cebinden çıkan para değil, bir başkasının kalbinden eksilen inanç çok daha büyük bir kayıptır.

Sözün özü: İyilik yaşasın, güven sarsılmasın; gerçekler de kimsenin gölgesinde kalmasın.

SEA TO SKY BİTTİ, KEMER’DE ADRENALİN ZİRVEYE ÇIKTI!

Plajdan ormana, ormandan dağların zirvesine uzanan üç etaplı mücadele… Kemer, bir kez daha uluslararası bir spor şölenine ev sahipliği yaptı.

  1. Sea To Sky Hard Enduro yarışı sona erdi. Geride unutulmaz görüntüler, nefes kesen mücadeleler ve hafızalardan kolay kolay silinmeyecek bir organizasyon kaldı.

Kındıl Çeşme’deki plaj etabıyla başlayan heyecan, orman ve dağ etaplarında devam etti. Birbirinden zorlu parkurlarda mücadele eden sporcular, cesaretlerini ve dayanıklılıklarını ortaya koyarken izleyenlere de adeta görsel bir şölen sundu.

Kemer’in eşsiz doğasıyla bütünleşen parkurlar gerçekten olağanüstüydü. Ödüllerin Tahtalı Dağı’nın zirvesinde verilmesi ise organizasyona ayrı bir anlam kattı.

Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Spor Hizmetleri Müdürü Buğrahan Bozkurt, Sea To Sky’ın Antalya’da düzenlenen gözde organizasyonlardan biri olduğunu belirterek her yıl yenilenen parkurların organizasyon kalitesini artırdığını ifade etti. Bozkurt, yarışan sporcuları ve organizasyonda emeği geçen herkesi tebrik etti.

Geçtiğimiz yılın şampiyonu Manuel Lettenbichler, bu yıl da Sea To Sky’da birinciliği elde ederek başarısını tekrarladı. Organizasyonun açıklamasında, kazandığı puanlarla dünya şampiyonluğunu da garantilemiş olabileceği belirtildi. Lettenbichler’i bu başarısından dolayı ayrıca kutluyorum.

Böylesine büyük bir organizasyonun arkasında ciddi bir hazırlık, koordinasyon ve emek var. Sporcularından organizatörlerine, teknik ekiplerden sahada görev yapan çalışanlara kadar katkısı bulunan herkesi yürekten kutlamak gerekiyor.

Kemer’in değeri yalnızca denizinde ve güneşinde değil; doğasını, sporunu ve uluslararası tanıtımını bir araya getiren bu tür etkinliklerde de saklı.

Elbette eksikler varsa konuşacağız, yanlışları eleştireceğiz. Ama güzel işler yapıldığında da hakkını teslim edeceğiz.

Tebrikler Sea To Sky! Tebrikler Kemer!

Bir kentin güzelliği doğasında, değeri ise o güzelliğe değer katan insanların emeğinde saklıdır.