Antalya Forum X olarak ATSO’nun dört başkan adayını konuk ettik, projelerini dinledik. Bizim için dinlemek, değerlendirme sorumluluğunun henüz başlangıcıdır. Bu yüzden “Ne söyledi?” sorusu kadar “Hangi sorunu çözecek, ne zaman tamamlanacak, başarısını nasıl ölçeceğiz?” sorularını da hayati buluyoruz. Sadece konuşan bir şehirden, söylediklerinin sonucunu şeffaflıkla ölçen bir şehre geçmeden gerçek bir ortak akıl kurulabilir mi?

Sunumlarda her adayın farklı bir vurgusu öne çıktı:

*Hatice Öz, dijital dönüşüm ve yapay zekâyı merkeze alarak teknolojiyi üyelerin günlük ihtiyaçlarına yanıt veren somut hizmetlere dönüştürme vizyonunu paylaştı.

*Berkay Bahar, ATSO’nun Antalya’nın temel kent sorunlarından bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı. Ulaşım, su, çevre ve iklim krizleri iş dünyasının geleceğini doğrudan şekillendirirken, odanın bu denklemde tarafsız kalamayacağını gösterdi.

*Davut Çetin, bugün tartışılan birçok başlığın kendi başkanlığı döneminde stratejik planlamaya alındığını hatırlattı; tecrübesini, yarım kalan vizyonunu ve geleceğe dönük yeni çözüm önerilerini aktardı.

*Reşat Güney ise ayrıştırıcı değil, birleştirici bir dille bütün üyeleri kapsayan ve çatışma yerine uzlaşmayı esas alan bir yönetim modeli ortaya koydu.

Farklı odak noktaları olsa da hepsinin adresi aynıydı: Antalya’nın bugünü ve geleceği.

Adayları dinlerken zihnime takılan asıl soru şu oldu: Bu değerli çalışmaların hayata geçmesi için mutlaka o adayın seçimi kazanması mı gerekiyor?

Ortada ciddi bir analiz, masa başı emeği ve birikim var. Harcanan maddi kaynağı bilmiyorum; fakat ortaya konan düşünsel sermayenin değerini net bir şekilde görüyorum. Sandık elbette bir başkan belirleyecek. Peki ya kazanamayan diğer üç adayın projeleri ne olacak? Seçilemeyen bir adayın doğru teşhisi ve nitelikli çözümü de mi yanlış sayılacak?

Tarihten ilginç bir hafıza tazelemesi yapalım: Amerika’da 1796 seçimlerinde John Adams başkan seçilirken, en çok oyu alan ikinci isim Thomas Jefferson dönemin sistemi gereği başkan yardımcısı olmuştu. Şüphesiz o günkü uygulama pürüzsüz bir uzlaşma modeli değildi. Nitekim sistem zamanla değişti. Ancak bize kıymetli bir soru miras bıraktı: Siyasi veya kurumsal rekabet bittiğinde, farklı birikimlerin aynı çatıya katkı sunmasının önü açılamaz mı?

ATSO için koltuk ve makam paylaşımının ötesinde vizyoner bir yöntem öneriyorum: Seçilen yönetimin liderliğinde, bütün adayların proje ekiplerine açık bir “Ortak Projeler Kurulu” oluşturulamaz mı?

Tüm adayların önerileri ortak bir havuzda toplansa; ihtiyaç, maliyet, uygulanabilirlik ve üye yararı gibi somut ölçütlerle değerlendirmeye alınsa… Seçilen projelerin sorumluları, takvimleri ve başarı göstergeleri kamuoyuna açıklansa; ilerleme raporları düzenli olarak üyelerle paylaşılsa…

Üstelik bu değerlendirme projenin sahibine göre değil, nesnel ölçütlerle yapılsa ve katkı sunan herkesin emeği görünür kılınsa fena mı olur? Üyeler hangi fikrin neden öne çıkarıldığını, hangisinin neden ertelendiğini bilse; seçim sonrası güven iklimi tam da bu şeffaflıkla inşa edilmez mi?

Böyle bir gelenek kurumsallaşarak sonraki seçimlere aktarılsa, Antalya Türkiye’deki tüm oda ve borsalara örnek bir demokrasi ve yönetim modeli sunamaz mı? Seçim yarışının ürettiği muazzam bilgi birikimi, heba olmak yerine kurumun kalıcı hafızasına dönüşemez mi?

İflah olmaz bir romantik sayılabilirim. Ancak bu kentin ortak geleceği için üretilmiş nitelikli fikirlerin, sandıkların kapandığı akşam sahipsiz kalmasını ve bir kenara atılmasını akılcı bulmuyorum.