Binlerce yıldır akıp gelen ve birbirinden ünlü nice ustaların yetiştiği bir geleneğin en önemli temsilcilerinden biri olma başarısını göstermiş Neşet Ertaş; bu uzun süreçte, kendisini var eden kaynağa hep bağlı kalmış, benliğinin dışına çıkmamış, böylelikle sanata kazandırdığı yeniliklere ve açtığı yepyeni çığıra karşın, orijinal kalmayı ve kendisi birincil kaynak olmayı başarmıştır.
Neşet Ertaş'ın kaynak kişiliği iki yönden ele alınabilir. Bunlardan ilki, temsil ettiği sanat geleneğine dair kaynak kişiliği; ikincisi ise, bu sanat geleneğinin repertuvarına ilişkin kaynak kişiliğidir.
Neşet Ertaş'ın temsil ettiği sanat geleneğinde birincil kaynak konumunda olması, konunun en önemli yanıdır. Çünkü binlerce yıldır akıp gelen bir gelenek içerisinde, gerek çalıp-söyleme tavrı, gerekse bu eserlerin söz ve ezgi bakımından yorumlanışı ile ulaşılan ve zamanla kişiselleşerek benzerlerinden ayrılan bir sanatsal yapı içerisinde orijinal kalarak kaynak olabilmek kolay değildir. Hele de Ertaş gibi doğup büyüdüğü ve sanatına esin kaynağı olan toprağından ve aşiretinden küçük yaşlarda koparak gurbet ellerde yaşam mücadelesi veren biri için, bu durum daha da zordur. Ancak Neşet Ertaş; önce İstanbul ve Ankara, sonrasında da Almanya'da uzun yıllar yaşamasına karşın; inancı, sanatsal ve yaşamsal felsefesi gereği özünden, kimliğinden, kendisini var eden değerlerden bir an bile kopmamış, üretimlerini özenle koruduğu bu birikim üzerine oturtmuş, böylelikle kendisini yabancılaşma ve yozlaşmadan uzak tutmayı başarmıştır. Onun bu başarısı; Ertaş'a, temsil ettiği sanat geleneğinin güvenilir kaynağı olması özelliğini kazandırmıştır. Gerek yöresinin anonim verileri, gerek kendinden önceki ustaların birikimlerini sanat çalışmalarının daha ilk dönemlerinde özümsemiş olan Ertaş; söz, ezgi, tavır yönünden bunların tümünü içselleştirerek kısa sürede hâkim olmuş, sonrasında da bu birikimden hareketle kendi özüne yönelerek bunları ileriye taşıyan bir tavır sergilemiştir. Böylelikle genç yaşında, hem aşiretinin yeni yetişen üyeleri, hem de Türkiye genelinde saz çalıp söyleyenler için başta gelen kaynak olmuştur.
Neşet Ertaş'ın kaynak kişiliğinin ikinci yönü, temsil ettiği sanat geleneğinin repertuvarı ile ilgilidir. Önceleri, yöresinin anonim ezgileri yanında az sayıda usta malı eserler seslendiren, sonrasında da kişisel ürünlerine yönelen Ertaş; böylelikle kısa süre içerisinde, sayı olarak kendinden önceki birikimin tümünü katbekat aşan geniş bir repertuvar oluşturarak bu bakımdan da eser kazandırmış ve en çok başvurulan kaynak kişi olma özelliğine ulaşmıştır. Neşet Ertaş'ın, yöresel ürünlerden farklılaşan özel tavrı içerisinde seslendirdiği kişisel eserleri bir yana, anonim ürünlerde ortaya koyduğu üslup ve tavır da neredeyse bütün dikkatlerin kendisine çevrilmesine sebep olmuştur.
Neşet Ertaş'ın sanat yaşamının ilk yıllarında okuduğu anonim, usta malı eserler ve kişisel üretimlerinin hemen hepsi, Muzaffer Sarısözen'den başlayarak, dönemin ilgilileri tarafından Halk Müziği kültürünün kurumsal yüzünü yansıtan TRT Türk Halk Müziği repertuvarına alınmıştır. Ancak, aynı dönemlerde TRT Ankara Radyosu'na sınav sonucu yöresel sanatçı adı altında girmiş ve ayda iki kez 15'er dakikalık programlar üreten Ertaş'ın kişisel eserlerinin neredeyse tümü, bir süre sonra varılan anlayış değişikliği sonucu anonim kabul edilmeyerek, TRT repertuvarından çıkarılmıştır. Neşet Ertaş'ın kurumdan uzaklaşmasına neden olan bu tutum sonucu, temsil ettiği sanat geleneğine ilişkin repertuvarın sayısı da bu nedenle çok azalmıştır. Bundan uzun yıllar sonra, yaklaşık 90'lı yıllardan başlayarak, kişisel türkülerin çeşitli biçimlerde anonim gösterilerek repertuvara alınmasına dayalı yaklaşım sonucu, TRT'de başlayan bir uygulama ile onun eserleri de yeniden birer ikişer TRT repertuvarına aktarılmaya başlanmıştır. Ancak bu dönemde görülen; sözde anonimlik kaygısıyla, eserlerin künyelerinde meydana gelen çarpıklıklardır. Kimi eserlerde, yöresel sanatçılar hem kaynak kişi hem de derleyen olarak yazılmakta, kimilerinde ise hiç isim yazılmamaktadır. Bu durum Neşet Ertaş eserleri için de geçerlidir. Ancak, anonim olma gerekçesiyle yaratılan bu durum, TRT açısından da çeşitli sorunlar yaratmıştır. Çünkü zamanında anonim olma koşuluyla, yanlış beyan vermeye itilen yöresel sanatçılar, eserlerinin kendilerinin olduğunu belgeleyerek adlarına kaydedilmesi isteğiyle meslek kuruluşlarına hatta mahkemelere başvuruda bulunmaktadırlar.
Neşet Ertaş'ın temsil ettiği, Orta Anadolu Abdal sanat geleneğine ilişkin eserlerin aslında çok az bir kısmı TRT Türk Halk Müziği Repertuvarına yansıtılmıştır. Bunlardan; Neşet Ertaş kaynaklı 21 türkü (289 türküden), 27 uzun hava, Muharrem Ertaş adına 8 türkü 21 uzun hava, Hacı Taşan adına 14 türkü 16 uzun hava ve Çekiç Ali adına 6 türkü, 11 uzun hava kayıtlı bulunmaktadır. Az sayıda birkaç eser de Şemsi Yastıman vb. Kırşehirli farklı yöresel sanatçılar adına kayıtlıdır. Ancak, bu kayıtlar özenle incelenecek olursa, bu dört büyük usta etrafında gelişen ve onların kaynağından doğan sanat geleneği verilerinin saptanmasında bazı yanlışlıkların yapıldığı kolaylıkla görülebilir.
TRT kayıtlarında görülen hatalardan biri; bir ustanın kişisel eseri olan ya da onun yorumu ile bilinen bir eserin, başka bir ustanın adına kaydedilmesidir. Böylesi kayıtlardan biri, "Ben Gidiyom, emanetin Allah'a" dizeleriyle başlayan bozlaktır. Neşet Ertaş tarafından havalandırılmış ve onun kişisel ürünü olan bu eser, TRT repertuvarında Hacı Taşan üzerine kayıtlıdır. Yine benzer biçimde Ertaş'ın kişisel eseri olan, "Dane Dane Benleri Var Yüzünde" adlı eserin de Muharrem ve Neşet Ertaş adına yazıldığı görülmektedir. Oysaki Muharrem Ertaş adına bu eserin herhangi bir kaydı olmayıp bu eseri okuduğuyla ilgili hiçbir bilgi de yoktur.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu durumun bir diğer örneği; "Bağa Gel Bostana Gel" adlı eserdir. Muharrem Ertaş'ın ustası Yusuf Deveci'den kendisine söz olarak geçmiş olan ve Muharrem Ertaş'ın havalandırdığı, Neşet Ertaş'ın da söz ve ezgi yönünden geliştirip yorumlayarak adeta zirveye çıkardığı ortak bir üretim olan bu eser, TRT repertuvarında, bahsi geçen ustaların yanında adı bile anılmayacak bir icracı olan Ali Çöke adına kayıtlıdır. Ki aslında, Erol Çöke olması gereken bu isim de kayda yanlış geçirilmiş olup Çöke'nin icrasında, eserin özgün biçimine göre söz ve ezgi kayıpları ile ustalıktan kaynaklı çokça prozodi hatası gibi sorunlar yer almaktadır.
TRT kayıtlarında yapılan hatalardan en çarpıcı olanı; Neşet Ertaş'ın, "Çoban Kavalını Dertli Çalıyor" dizeleri ile başlayan türküsüdür. 4 zamanlı ölçülü ritmik bir ezgi olan bu eser, uzun hava repertuvarı içerisinde kaydedilmiştir.
TRT kayıtlarında Ertaş'ın eserlerinin kayıt altına alınmasında görülen yaklaşım hatalarının önemli bir yanı da, çeşitli nedenlerle bu eserlerin onun icrası yerine başka bir icracının yorumundan kayda geçirilmesidir. Ertaş Usta'yı en çok rahatsız eden ve daha çok onun icrasının zorluğu nedeniyle kolay icra edebilme kaygısı ile izlenen bu yol sonucu eserler, gerek ezgi, gerek söz ve gerekse tavır yönünden kayıplara uğramış; prozodi vb. birçok sorunla karşı karşıya kalmış, özgün niteliğinden uzaklaşmıştır.
Bu yaklaşımın ilk örneği, "Çırpınıp da şanovaya çıkınca" dizeleri ile başlayan "Acem Kızı" adlı eserdir. Müziği, Ertaş'ın kişisel ürünü olan ve Türkiye kamuoyunda onun icrası ile tanınan bu eser, Çekiç Ali'nin yalın, düz ve kolay icra edilebilecek yorumuyla kayıt altına alınmış, böylelikle tavır ve hatta metronom bakımından bambaşka bir havaya bürünmüştür. Bu durumun son dönemlerdeki belki de en tipik örneği, Musa Eroğlu yorumlarıdır. Albümlerinde Ertaş'ın eserlerine sıkça yer veren Eroğlu, kendi seçimi ile bu eserleri sadeleştirme yoluna gitmiştir.
Bu durumun, çarpıcı yönü bulunan bir başka örneğini ise, Orta Anadolu yöresi genel başlığı altında Hüdai Şahin üzerine kayıtlı, "Sallan Boyuna Bakayım" adlı eser oluşturmaktadır. Gerçekte Neşet Ertaş'ın anonim yapıdaki ezgileri genişleterek üzerine kişisel sözlerini döşeyip havalandırıldığı bu eser; Hüdai Şahin yorumunda, ezgi ve söz yönünden kayıplara uğramış olmanın yanında, prozodi vb. çeşitli sorunları da içinde barındırmaktadır. Hatta bunların da ötesinde; Ertaş'ta, geneli Hüseynî makam dizisi içerisinde seyredip zaman zaman Hicaz geçkileri ile renklenen ezgi akışı, Hüdai Şahin icrasında tamamen Hicaz dizisine dönüştüğü için, öz karakterini da tümden kaybetmiştir.
TRT kayıtlarında, Ertaş'ın eserlerinin saptanmasında görülen yanlışlıklar bununla da sınırlı değildir. Eserlerin yazım aşamasında ortaya çıkan yaklaşım yanlışlıklarının önemli bir kısmı da notist hatalarıdır. Eseri notaya alanların bir kısmı, kafalarından uydurdukları ezgileri ya da bu eserlerin piyasadaki icrasında yapılan varyasyonları orijinalmiş gibi notalara yansıtmakta, Halk Müziği'nin özünü ve anonim özelliğini yansıtma iddiasındaki TRT Türk Halk Müziği toplulukları da, bunları olduğu gibi icra etmektedirler. Hatta bu durum sehven yapılmış hatalar için bile geçerlidir. Nota bilmeyen, ancak işi el yazısını nota yazısına dönüştürmek olan notistlerin hataları da sorgulanmadan bozuk biçimleriyle icrada yer alabilmektedir.
Ertaş'ına ilişkin eserlerin notalarında en çok görülen hatalar, söz yanlışlıklarıdır. Bu hataların bir kısmı sehven olsa da, önemli bir kısmı notistlerin yaklaşımı ve donanımından kaynaklanmaktadır. Örneğin; Ertaş'ın; "Kurusa fidanın güllerin solsa" olarak seslendirdiği dizeler, "Kurusa fidanım güllerim solsa" biçiminde yazılarak anlam bakımından başka bir yöne gitmiştir. Benzer bir şekilde; Ertaş'ın, "Ne güzel yaratmış seni Yaradan" dizeleriyle başlayan türküsündeki, "incidir redifi incirin" olarak kayda geçirilerek anlam bakımından tamamen zıt, hatta sevgiliyi olumsuzlayan bir anlama dönüşmüştür.
Konunun ilginç olan tarafı ise; kimisi bilmeden kimisi de mantıken yapılmış bu hataların, TRT sanatçılarının birçoğu tarafından anlaşılamamış olması ve anlam bozukluklarının da sorgulanıp giderilmeden olduğu gibi seslendirilmesidir. Bu durumu bilen sanatçıların yanında, kimi sanatçılar ise sorgulama yaptığını düşünerek, Neşet Ertaş'ın ses kaydını dinlemeden kendilerince düzeltme yoluna giderek bir başka hatanın yolunu açmaktadır. Örneğin; Ertaş'ın, "Küstürdün gönülü güldüremedim" biçiminde okuduğu dizeyi, "Küstürdün gönlümü güldüremedin" gibi değiştirmeler bu yaklaşımın örnekleridir ki, bu durum piyasa sanatçıları için de geçerlidir.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|||||
|
|
|||||||
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |
|
||||||||||||
|
|
||||||||||||
![]() Koç ![]() 21 Mart - 20 Nisan
|
||||||||||||
|
||||||||||||
|
||||||||||||


