Antalya denince aklımıza ilk olarak masmavi bir deniz, güneş ve huzurlu yaz günleri gelir. Ama son birkaç gündür Antalya’nın gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz şey ne yazık ki gri bir duman tabakası… O canım ormanlar, kaç gündür gözlerimizin önünde kül oluyor.
Kentin farklı noktalarından günlerdir yangın haberleri geliyor. Alevler sadece ağaçları değil, insanların yıllarca emek verdiği evlerini, binbir çeşit canlıya yuva olan ekosistemi ve en çok da hepimizin geleceğini yutuyor. Bir yanda evlerini terk etmek zorunda kalan çaresiz insanlar, diğer yanda alevlerin ortasında gece gündüz demeden canla başla savaşan itfaiyeciler, orman işçileri ve gönüllüler...
Bence yangınların en acı taraflarından biri de şu: Yangınları zamanla sıradan birer haber gibi tüketiyor oluşumuz. Ekran başında görüntülere bakıp üzülüyor, sosyal medyada birkaç kareye bakıp derin bir iç çekiyor, sonra gündelik hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Oysa o görüntülerde küle dönen her yer bir insanın tüm hayatı, bir hayvanın yuvası ya da onlarca yılda büyüyen bir ağacın son nefesi.
Antalya’nın ormanları sadece bu kentte yaşayanların değil, hepimizin ortak mirası. Bugün yanan her hektar aslında yarınımızdan, geleceğimizden eksilen bir parça. Birkaç saat içinde yok olan bir ekosistemin kendini toparlaması ise onlarca yıl alıyor.
Her yıl aynı mevsimde aynı kâbusu yaşamaktan, rüzgârın yönüne bakıp kaygılanmaktan gerçekten yorulduk. Antalya gibi yeşiliyle, doğasıyla, güzellikleriyle var olan bir kentin her yaz bir parçasını kaybetmesine artık yürek dayanmıyor. Sahada alevlerle göğüs göğüse savaşan kahramanların emeğine sonsuz minnettarız; ama bu yangınlar söndüğünde geriye kalan o kapkara manzarayla yüzleşmek her defasında daha da ağır geliyor insana.
Elbette şu anda en önemli temennimiz yangınların bir an önce kontrol altına alınması ve hiçbir cana zarar gelmemesi. Ancak yangınlar söndüğünde konuyu "geçti bitti" diyerek kapatmamalıyız. Çünkü asıl mesele sadece yangını söndürmek değil, bir sonraki felaketi daha yaşanmadan önleyebilmektir.
Doğaya gelişigüzel bırakılan tek bir cam şişenin, piknik sonrası tam söndürülmeyen bir ateşin ya da yol kenarına fırlatılan tek bir izmaritin koskoca bir ormanı haritadan silebildiğini artık kavramak zorundayız. Hepimizin çok daha dikkatli, tedbirli ve yüksek bir çevre bilinciyle hareket etmesi şart. Bu yeşili bu doğayı korumak, her şeyden önce kendi vicdan borcumuz.
Antalya’nın dumanla değil, yeşiliyle ve mavisiyle anılmasını istiyorum. Bugün yapmamız gereken belki de en basit şey, doğaya karşı biraz daha dikkatli olmak ve yaşadığımız yerin kıymetini gerçekten anlamak.
Çünkü Antalya sadece üzerinde yaşadığımız bir şehir değil, burası bizim evimiz.
Ve insan evinin yanmasına sessiz kalmamalı…
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|||||
|
|
|||||||
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |
|
||||||||||||
|
|
||||||||||||
![]() Koç ![]() 21 Mart - 20 Nisan
|
||||||||||||
|
||||||||||||
|
||||||||||||


